deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
... bir insanın daha zeki olmak, daha çok bilgi edinmek ve kendisini ve dünyayı anlamak istemesinin nesi yanlış?” “Eğer Kutsal Kitap’ı okursan, her şeyden önce, bir insanın Tanrı’nın ona verdiğinden fazlasını bilmeye çalışmasının doğru olmadığını da anlarsın, Charlie. O ağacın meyvesi insanlara yasaklanmıştı, Charlie. Eğer sen de yapmaman gereken bir şeyi yapmışsan – yani şeytanla veya benzer bir şeyle – belki de geri dönmek için vakit hâlâ geç değildir. Eskiye dönebilir ve yeniden eskiden olduğun gibi sade ve iyi bir insan olabilirsin.
Sayfa 74·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Şimdi anlıyorum ki, üniversiteye gitmenin ve bir eğitim almanın en önemli nedenlerinden biri, tüm hayatınız boyunca doğru olduğuna inandığınız şeylerin doğru olmadığını ve hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını öğrenmekmiş.
Sayfa 49·Kitabı okudu
Aklı başında olan herkes, insan gözünün iki nedenden dolayı şaşkınlık geçirdiğini ve iyi göremediğini bilir. Birinci neden, insanın aydınlıktan karanlığa geçmesi, ikinci neden ise karanlıktan aydınlığa çıkmasıdır. Bu, beden gözü için olduğu kadar akıl gözü için de geçerlidir. Bu gerçeği idrak eden kişi, kafası karışmış ve görüşü zayıflamış bir kişiyle karşılaştığında onun durumuna gülmemeli ve şu soruyu sormalıdır: Bu adamın akıl gözü daha aydınlık bir dünyadan geldiği için mi alışkın olmadığı karanlığı yadırgamaktadır, yoksa karanlıktan aydınlığa geçtiğinde karşılaştığı yoğun ışıktan dolayı mı körleşmiştir? Bunların ilki mutlu olunacak ve beğenilecek, ikincisi ise acınacak bir durumdur, zira karanlığı yadırgayan göz, aydınlık bir dünyadan gelmiş demektir. Dolayısıyla, ona gülen kişinin asıl kendisi gülünç duruma düşer, ama karanlıktan aydınlığa geçtiği için iyi göremeyen bir kişi başkalarının ona gülmesini hak etmiştir. Eflatun, Devlet
Sayfa 4·Kitabı okudu
Buharlı tekne Boğaz'ın sularında kayarak Padişah'ı, de­niz kapılarının sonuna kadar açıldığı ve rıhtımında bir bölük asker ve sert bakışlı subayın beklediği Beylerbeyi Sarayı'na götürdü. Sultan Hamid, o uğursuz sarayın mermer sütunları­nı görür görmez bir darbe yemiş gibi oldu. Bir süredir uykuda olduğunu sandığı ve varlığını neredeyse unuttuğu kaplanın sert adalelerinin harekete geçtiğini fark etti. Kaplanı unut­makta haklıydı çünkü tahttan inmekle ondan kurtulduğunu sanmış, gölgelere karışmış bir eski sultanın tehlikeden uzak­laştığını, artık sakin bir limana demirlemiş olduğunu düşün­müştü. Ama ne yazık ki uyanmıştı o muhteşem, zalim yaratık. Sultan Hamid, kaplanın sırtından inişinin burada olaca­ğı sezgisiyle içine ürpertiler salan mermer saraya yaklaşırken, bir an pencereden kayarak geçen ince bir Çerkez kızının göl­gesini gördüğünü sandı. Demek ki şah da olsan padişah da olsan öksüzlük boynundan düşmüyordu. "Sonunda buluşuyoruz, valide..." diye fısıldadı, "Sonun­ da buluşuyoruz."
Sayfa 311·Kitabı okudu
Subaylar üzgündü. Hepsinin düşünüp birbirine itiraf ede­ mediği şey, 1908 Devrimi'ni başarmış olan ordunun, aşırı bir kibre kapılmış olduğuydu. Bu büyük zaferden sonra kurmay­lar, artık dünyanın ayaklarının altına serilmiş olduğunu sanı­yor, kendilerini her şeyin ve herkesin üstünde görerek, gençli­ğin de verdiği ihtiyatsızlıkla ordu disiplinini, eğitimini ihmal ediyorlardı. Askerin üniforması, tayını bile düşünülmüyordu. Haberleşme ağı bozulmuş, ast üst ilişkisi yara almış, siyaset askeri amaçların önüne geçmişti. Bir türlü zafer sarhoşluğun­dan ayılıp da asker olarak görevlerini yapamıyorlardı. Siya­set çok tatlı gelmişti besbelli. Belki de İstanbul denilen o ka­dim saltanat şehri bu hale getiriyordu insanları. Ne de olsa Bizans'ın devamıydı.
Sayfa 300·Kitabı okudu