İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Greene hiç şüphesiz ihanet, güvenilmezlik ve sahte vaatler konusunda adeta saplantılı bir yazardır, ama ihanetin sadece başka bir şey ondan daha önemli olduğu için önem arz ettiğini bilecek kadar da dirayetlidir. Henry James üzerine yazdığı 1936 tarihli bir makalede şöyle der: "Yozlaşma karşısında azami adaleti sağlayabilmek için kendi masumiyetini koruman gerekir: Değerli bir şeye ihanet edip etmediğinin kendi içinde daima ayırdında olmalısın."
İnsan ancak bir durumdan kurtulamadığı, çıkıp gidemediği takdirde ne olacağını bildiğini düşünüyorsa çıkıp gitmeye kalkışır. Yani hayatta kalmak için zaruri de olabilen çıkıp gitme isteği, pek çok şeyin yanı sıra kolaylıkla bir tür alimi mutlaklık addedilebilir. Neyin içinde olduğumuzu anlamadan çıkıp gitmek isteriz. Bu durumun en uç örneğine fobi diyoruz.
Graham Greene "Kayıp Çocuk" başlıklı denemesinde şöyle der:
Muhtemelen kitaplar yalnızca çocukluk döneminde hayatımızda derin bir iz bırakır. Hayatımızın ilerleyen yıllarında okuduklarımızı beğenir, eğlenceli bulur, onlar vasıtasıyla bazı görüşlerimizi değiştirebiliriz, ama daha ziyade zaten düşündüğümüz şeylerin teyidini görürüz kitaplarda ...
Fakat çocuklukta tüm kitaplar bize geleceği anlatan kehanetlerle doludur ve kartlara bakıp uzun bir yolculuk veya boğulma yoluyla ölüm gören bir falcı gibi, gelecekte olacakları etkilerler.
Sanırım kitapların geçmişte bizi heyecanlandırmaları bundan kaynaklanıyor.
Bir yerden, bir şeyden çıkıp gitmek ferahlık getirebilir ama ölçülemez bir kayıp da yaratabilir: "Dünyanın acılarından uzak durabilirsin, bu ihtimal sana açık ve mizacına da uygun düşer, ama belki de bu uzak duruş kaçınabileceğin yegane acıdır," diye yazar Kafka Aforizmalar'da. Çıkıp gitmek, bize açık olan ve belki mizacımıza da uygun düşen bu ihtimal -ki psikanaliz daha sonra buna, bir şeylerden kaçınma eğilimimizin tıpkı organizma içindeki bir makine gibi ne denli otomatik olduğuna vurgu yaparak "savunma mekanizması" diyecekti- nihayetinde bir şeyleri kaçırmaktır. Kurtulmanın getirdiği coşku, maruz kalınan kaybı her zaman dengelemez. Önümüze bakabilmek için neyi ardımızda bıraktığımızı düşünmemiz gerekir.