Eyvâh! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden
Gitti ebede gelip ezelden.
Ben gittim, o hâksâr kaldı
Bir gûşede târmâr kaldı
Baki o enîs-i dilden, eyvâh!
Beyrut'ta bir mezar kaldı!
(...)
Yârimdi o, yoktu bir rakîbi,
Olmuş idi ruhumun tabîbi.
Şimdiyse elinde yok ilacım,
Lâkin onadır hep ihtiyacım.
(...)
Bir gün dedi ıstırap içinde:
"Ben ölmeye gelmişim bu Hind'e"
"Ölmek" dedi, kahkahayla güldüm.
Duydum ki fakat içimden öldüm.
Ettik biz o anda, nim zinde,
Nefretle veda Hind ü Sind'e,
"Kaldım mı" demişti yolda bir gün,
"Hind'in bu uzak denizinde..."
(...)
Geçti iki gün Aden'de tebsiz,
Bir ruze idi, o yani şebsiz.
Doktor sevinir, mariz rahat,
Herkeste meserret-i ifakat.
Sakindi deniz, vapur taabsız,
Gülmez misiniz buna acep siz?
Tufan görünürdü bence, zira