Tuba

Tuba
Ölüler dünyada diriler berzahta yaşar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Barda yalnız başına içen kadınlar
soğuk kadınlardı usulca geçtiler koyu bir yalnızlığın kenarından adımları ürkekti değişiktiler kan mı sızıyordu dudaklarından başka bir yalnızlığa gittiler
Tuba
Yalnız kalan adamlardan daha şanslılar haliyle
Öğretiyoruz Ama Eğitemiyoruz!
Bu ülkede hâlâ “eğitim” ile “öğretim” arasındaki farkın anlaşılmaması, yaşadığımız acı olayların en temel sebeplerinden biridir. Okullarda verilen şeyin adı çoğunlukla öğretimdir. Yani bilgi yüklemesi… Matematik, fizik, kimya, Türkçe… Peki ya eğitim? Yani karakter, ahlak, vicdan, saygı, merhamet, adab-ı muaşeret? İşte orası büyük bir boşluk. Bugün bir çocuğun babası emniyet müdürü, annesi öğretmen olabilir. Ama bu, o çocuğun “eğitimli” olduğu anlamına gelmez. Çünkü eğitim sadece aile mesleğiyle değil; değerlerle, rol modelle, sistemle ve kültürle inşa edilir. Biz ne yaptık? Çocukları bir yarış atına çevirdik. “Sınav kazansın, doktor olsun, mühendis olsun…” dedik. Sonuç? Meslek sahibi ama insan olamamış bireyler… Vicdanı eksik doktorlar, sorumluluğu zayıf mühendisler, öfkesini yönetemeyen öğretmenler… Çünkü biz “insan yetiştirmeyi” ikinci plana attık. Eskiden karnelerde sadece ders notu yoktu. Davranış notu vardı. Temizlik, düzen, arkadaş ilişkisi, saygı… Şimdi ise sadece başarı alkışlanıyor. Ahlaklı olmak? Ya “saflık” olarak görülüyor ya da dışlanma sebebi oluyor. Oysa bir toplumun geleceğini belirleyen şey, sadece zeki bireyler değil; karakterli bireylerdir. Eğer biz hâlâ eğitimi, öğretim zannederek yol almaya devam edersek; daha çok “başarılı ama tehlikeli” insanlar üretiriz.
1000Kitap
Tuba
Yani taş atan çocuklara ter*rst diyordunuz, (sayısı saklanan) çocukları silahla öldürene ders almamış, eğitim eksikliği bla bla...
Helva, sizin evinizde kavrulmadıkça hep tatlı gelir.
Deprem oluyor — “siyaset yapmayın.” Maden çöküyor — “şimdi zamanı değil.” Kadın öldürülüyor — “olayı politize etmeyin.” Çocuk ölüyor — “acının üstünden siyaset olmaz.” Okulda kurşun sıkılıyor — “lütfen gündem yapmayın.” Peki biz neyi konuşacağız? Sen sonucu konuşmak istiyorsun ama nedeni konuştuğun an “siyaset yapmış” oluyorsun. Bir bina yıkılıyor. “Ah kader.” Ama “neden denetim yapılmadı?” dediğin an… hop, siyaset. Bir maden çöküyor. “Çok üzücü.” Ama “güvenlik önlemleri neden yoktu?” dediğin an… yine siyaset. Yani acı serbest, sorgulama yasak. Garip bir sistem bu. Yangını izleyebilirsin ama yangın tüpünün neden boş olduğunu soramazsın. Ağlayabilirsin ama “kim sorumlu?” diyemezsin. Eğer hayatta kalmak, nefes almak, sağlam bir binada barınmak ve yolda yürürken durduk yere öldürülmemek siyasetin konusu değilse... Biz bu devasa organizasyonu niye kurduk? Bütün bu meclisler, o bitmek bilmeyen kravatlı lümpenlerin toplantıları, o koca koca binalar sadece kavşaklara dikilecek lalelerin ihalesini yapmak ve pazar günleri park açılışlarında kurdele kesmek için mi var? Lütfen yetkili bir merci bana siyasetin mesai saatlerini ve ilgilenmeye lütfettiği konuların tam listesini bir Excel tablosu olarak mail atsın, çünkü ben her defasında bu mantık hatasıyla yüzleşmekten artık gerçekten delirmek üzereyim.
Tuba
Bu hale seçimlerimiz ile geldik. Çoğunluğun verdiği kararı sorgulamadık, bir şeyi isterken yararımıza mı zararımıza mı diye sorgulamadık, bizden değiller ne olursa olsunlar bize bişe olmaz dedik. Yanlışımızı sonuna kadar savunduk hala da savunmaya devam ediyoruz. Kısacası kimseyi suçlamadan önce ellerimizde ki kanı mı görsek acaba...
Wilhelm, aşk olmasa hayatın ne anlamı olur? Işık vermeyen büyülü bir fener gibi!
Alıntı
Tuba
Umudu aşk ile karıştırıyor olmasın..