“Her gün aynı saatte gelmen daha iyi olur. Örneğin öğleden sonra saat 4:00’te gelirsen, ben saat 3:00’te mutlu olmaya başlarım. Zaman ilerledikçe daha da mutlu olurum. Saat 4:00’te artık yerinde duramaz olurum. Sana ne kadar mutlu olduğumu gösteririm. Fakat herhangi bir zamanda gelirsen kalbim seni karşılamaya ne zaman hazır olacağını bilemem.
Beni evcilleştirirsen hayatıma yeni bir güneş doğmuş gibi olur. Senin ayak seslerinin diğerlerininkinden farklı olduğunubileceğim. Diğerlerinin ki bana hızda yer altına saklanmamı söylerken seninkiler bir müzik gibi gelecek ve beni sınavından çıkaracak. Şu ekin tarlalarını görüyor musun? Ben ekmek yemem. Buğday benim işime yaramaz. Bu yüzden buğday tarlaları bana hiçbir şey söylemez. Bu üzücü fakat senin altın rengi saçların var düşünsene, beni evcilleştirsen bu nasıl da muhteşem olur iki nerede altın renkli. Bana seni hatırlatacaklar ve ben, buğdaylar denesen rüzgârı dinlemeyi seveceyim. “Tilki uzun zaman küçük prensin yüzüne baktım “Lütfen. Evcilleştir beni.” Dedi “çok isterim” dedi Küçük Prens “ama fazla zamanım yok. Edinmem gereken yeni arkadaşlar ben anlamam gereken çok şey var. “Sadece evcilleştirdiğin şeyi anlayabilirsin.” dedi tilki. “ İnsanların bir şeyleri anlayacak zamanları yok. Her şeyi marketlerden hazır alıyorlar. Fakat arkadaşlık satan bir market yok. Bu yüzden insanların arkadaşları yok. Arkadaş istiyorsan evcilleştir beni.“ “Seni evcilleştirmek için ne yapmam gerekiyor?“ Diye sordu küçük prens. “Sabırlı olmalısın.“ diye yanıtladı tilki.“ öncelikle şimdi olduğu gibi benden biraz uzaga çimlere oturacaksın. Ben göz ucuyla seni izleyeceğim ve sen hiçbir şey söylemeyeceksin. Sözcükler, yanlış anlaşılmanın kaynağıdır. Her geçen gün bana biraz daha yakın oturacaksın.”
Onlara dikkatle baktı. Hepsi tıpkı kendi Çiçeği gibi görünüyordu şaşkınlıkla “sizde kimsiniz?” diye sordu. “Biz güleriz.” dediler. Küçük Prens’in yüreği hüzünle doldu. Çiçeği, bütün evrende bir eşi daha bulunmadığını söylemişti. Oysa tek bir bahçede ona benzeyen 5000 gül vardı. Kendine gülünmemesi için ölüyormuş gibi korkunç bir şekilde sürüldü. Ben de onu hayata döndürmeye çalışan hemşire numarası yapardım. Eğer bunu yapmaz, alttan almazsam gerçekten öldürdü.“ sonra şunlar geldi aklına: “tüm dünyada eşi benzeri olmayan bir çiçeğim olduğunu düşündüğüm için kendimi zengin sanırdım. Oysa sadece sıradan bir gülüm varmış. Sıradan, dizlerime kadar gelen ve belki de biri sonsuza kadar sönük kalacak üç yanardağ. Tüm bunlar beni hiç de önemli bir prens yapmaz.” Ve çimlere uzanarak ağladı.
Küçük Prens kibarca “İnsanlar nerede?” Diye sordu. Çiçek, insanları bir kervanla geçerken görmüştü. Onları birkaç yıl önce gördüm. Fakat kimse nerede olduklarını bilemez. Rüzgâr onları sürükler. Onların kökleri yoktur ve bu, hayat onlar için çok zor kılar.”