Roman bir kelebeğin tırtıl olarak mı kalacağı yoksa kelebek olmayı başarıp Rabbine mi yürüyeceğini sorgulatarak başlıyor. Tasavvufi bir kitap. Kelebek imgesi aslında bir insanı temsil ediyor. Ömür kısadır, diyor Kevser nine kelebek olsan da bu böyle, Âdemoğlu olsan da. Önemli olan tırtılın kozasında çürümeden daracık dünyasından çıkıp kelebek olmayı başarabilmesiydi. Beşeri aşktan ilahi aşka giden yolculukta Zülal kelebek olmayı başarabiliyordu. Zülal’in öyküsü bir tırtıl misali gaflet kuyusundan çırpınışa ağır ağır koza örercesine sabırla bekleyişten milada kalbe düşen ince bir sızııyla vedadan kozayı yırtıp kanatlanırcası vuslat menziline doğru uçuşun öyküsü. Dini hassasiyeti olmayan fakat insani duyguları sağlam olan Zülal Yusuf’a olan aşkıyla Rabbine yönelerek kalbindeki manevi boşluğu tamamlıyor.
Burada Zülal üzerinden gerçek aşkın Rabbe duyulan aşk olduğunu naif bir şekilde anlatıyor yazar bize. Romanı okurken gerçekten çok etkilendim çok bilindik bir yazar değil samimi bir dille yazmış öyküsünü. Bence kendini arayan her insanın okuyup etkilenebileceği bir kitap okumanızı tavsiye ederim.
"Nasılsın?" diyecekken yutkundu. Sormak, sorumluluk isterdi. İyi değilse şayet, yardım edebilecek miydi? Dahası, bunu dert edebilecek miydi? Aksi, iyi yüzlülüktü.