İtalyan edebiyatından Cesare Pavese’nin Yalnız Kadınlar Arasında kitabı dönemin Realist Akımının kurucusu olarak görülüyor. Yazar kitabında; Çocukluk yıllarını Torino’ya işkadını olarak dönen Clelia’nın çevresindeki insanları ve hayata olan farklı bakış açılarını gözler önüne seriyor. Kitap, Torino’da bir otel odasında Rosetta’nın intihara girişmesine tanık olmasıyla başlıyor. Clelia, Rosetta’nın intihara girişmesinin nedenini hep merak eder ve daha sonraki gelişmelerle onunla yakınlık kurmayı dener. Clelia, her kadının kendi ayakları üzerinde durması gerektiğini, zengin biriyle olan evliliğe ihtiyaç olmadığına inanan bir karakterdir. Resim sergilerinde, bohem çevrelerde karşılaşıp dostluk kuracağı kadınlar ise mutluluk hayalinin peşindedir. Mutluluğun anahtarı ise kimisi için zengin bir koca, kimisi için eşcinsellik kimisi için para kimisi içinse ölümdür. Clelia, Momina, Rosetta ve Nene’nin hayattan istekleri çok farklı ve bu isteklerinin sonuçlarını hep beraber öğreniyoruz.
Hüzünlü bir sona sahip bu roman sindirilerek okunması gerekiyor. Yazarın olayları sanki gerçekten bir kadın tarafından anlatıldığı hissini vermesi ve aynı zamanda kadın gibi düşünebilmesi takdire şayandı doğrusu. Üstelik yazarın kendini Torino’da bir otel odasında intiharı deneyerek hayata gözlerini yumması romanı ayrıca etkileyici kılıyor. Acaba yazarın kendi duyguları mıydı diye merek etmeden yapamıyorsunuz.
“Mesele şudur: Bir şeye değer verebilmek için o şeyi kafaya takmış olmalıyız. Bir şeye değer vermek için de, o şey olmayanı reddetmek zorundayız. X’e değer veriyorsak, X olmayanı istemeyiz. … Hiçbir şeyi reddetmezsek ( belki de bir şey tarafından reddedilmek korkusuyla), kimliğimiz yoktur anlamına gelir.”
Brontë kardeşlerin en bilineni yazar Charlotte Brontë; masum bir küçük kız çocuğunun olgunlaşmasını, büyümesini ve hayranlık uyandırıcı aşkını anlatıyor. Küçük yaşta öksüz kalan Jane Eyre, dayısının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesi ile yaşamaktadır. Ancak kısa bir süre sonra yengesinin talimatı ile katı kuralları olan, bilgiye kapalı, dini yönden baskın, bağnaz bir yatılı okula gönderilir. Kısa dönemde edindiği arkadaşı ‘Helen Burns,’ Jane Eyre’nin en iyi arkadaşı olacaktır. Okulda geçirdiği on yılın sonunda mürebbiye olarak mezun olur. Thornfield Malikanesi’nde mürebbiye olarak iş bulur. Mr. Rochester’ın yeğeni Adela’yla günler geçerken Edwar Fairfax Rochester’ı gözlemleyerek onu tanımaya çalışır. Evin sahibi Edward Rochester, zorlu bir kişiliğe sahip olsa da Jane, sonunda ona âşık olacaktır. Ancak Rochester’ın gizemli geçmişi gün yüzüne çıkarken Jane’i zorluklar ve acılar beklemektedir. Kitabın sonu ise Jane Eyre’nin olgunluğunu ve sadakatini yoğun duygularla resmediyor. Küçük yaştan beri sevgisiz kalan Jane Eyre, yaşadığı zorlukları tek başına göğüslemesiyle ve hatta bu zorlukların onu olgunlaştırmasıyla; Victoria dönemi tutuculuğun baş gösterdiği, kadın hak ve özgürlüklerinin hiçe sayıldığı bu döneme ağır bir eleştiri adeta. Bu küçük masum kızın güçlü bir kadına dönüşünü sizde okumalısınız.