Birine aşık olmak, gözü bağlı olarak bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ona…
Bu gece seni ne kadar özlüyorum. Ümitsizliğin, çaresizliğin etrafımı sardığı bugünler, aşkımdaki kuvveti, kalbimdeki hasreti arttırıyor. Seni son defa görmek için nasıl titriyorum bilsen…
Ya rabbim! Bu mümkün mü acaba? Bizi ayıran bu karlı bu sisli dağlar olmuş. Ne yazık! Dağlar değil, insanlar! İnsanlar! İnsanlığın boyun eğmekte mecbur olduğu bir takım kanunlar… Müthiş, ağır bir zincir! Fakat ben hayatımla bu zinciri kırıyorum. İnsan gücünün erişemeyeceği sonsuz bir uzaklığa gidiyorum. Seni artık hiç göremeyeceğim.
Bu dönemden aklında tek bir kanji kalmıştı, nehir kanjisi. Nehrin iki kıyısını tasvir eden düşey bir çizgi ile ondan daha kısa bir başka çizgi. Her ikisinin arasında onlardan çok daha kısa olan bir çizgi daha vardı: su. İşaretin kendisi de muhteşemdi. Ama çok daha güzeli vardı: Bu aynı karakter aileyi de -daha ziyade uyumakta olan bir aileyi- tasvir ediyordu. İlk yıllarda Japonlar çocuklarını aralarına, yataklarına alıyordu ve bu harf de bu üçlemeyi ifade ediyordu. Anne ve baba küçük yavruyu -nehir- koruyan iki kıyıydı…
Öyle ya da böyle bir insanın gülüşü değil bu: Bir özden tamamen yoksun; sadece “kanın ağırlığından” yahut “insan yaşamının katılığından” müteşekkil bir gülüş diyebiliriz - hatta bir kuşun ağırlığı bile yok. Boş bir sayfa o, tüy kadar hafif; ama yine de bir gülüş.