Annelik tuhaf şeydi. Yavrunuzun bir gülüşüyle yeniden doğmuş gibi hissederdiniz, onun parmağı kanasa canınızdan can giderdi. Ufacık bir şey bile olsa başardığı, göğsünüz gururla kabarırdı. Her anne dünyanın en mükemmel çocuğuna sahipti şüphesiz. Ve bu duyguyu tatmanın, bebeğinizi ağzından “anne” kelimesini duymanın verdiği his hiçbir şeyle ölçülemezdi.
Ne kadar büyürseniz büyüyün, ne kadar zaman geçerse geçsin, anne babanızı kaybettiğinizi söylemek her zaman sizi yaralar. Onların yokluğunu dile getirmek ağzınızda acı bir tat bırakır. Onunla yaşamaya alıştığınız yara sanki orada olduğunu bilmiyormuşsunuz gibi yerini belli etmek için yeniden kanamaya başlar. Sizi nefessiz bırakan o keskin acıya hazırlıklı olmanın hiç bir yolu yoktur. Çoğu zaman karşınızdakiler sizi anlamaz. Kuru bir özürle geçiştirilirsiniz. Size acırlar, üzülürler ya da bunu konuşuyor olmaktan rahatsız olup hiç sormamış olmayı dilerler.
Kutup Yıldızı Ay’a âşıkmış ama Ay sürekli Güneş’in etrafında dönüp bir kez bile Kutup Yıldızı’na bakmıyormuş. Kutup Yıldızı Ay’ın dikkatini çekebilmek için ona karşı duyduğu aşkı ve özlemi ışığa dönüştürüp diğer tüm yıldızlardan daha fazla parlamış. Fakat Ay’ın aklı Güneş’in parlaklığı ve sıcaklığında olduğu için ne yaparsa yapsın fayda etmiyormuş. Kutup Yıldızı parlaklığıyla insanlara pusula olmuş, yönlerini bulmalarını sağlamış ama ne kadar çabalasa da kendi pusulasına, Ay’a ulaşamamış. Sonsuza kadar Ay’ın Güneş’e olan aşkını izlemek zorunda kaldığı için acısı asla dünmiyormuş. Tüm güzelliğinin ve parıltısının ardında aslında yalnız ve mutsuz bir yıldızdan ibaretmiş.