Dünyayı adaletin kapsama alanından çıkaralı yıllar oldu. Her insanın hayatında bir a ve b noktası mevcuttur. Doğum ve ölüm arasındaki malum yolculuk. Bu iki nokta arasında adalet hüküm sürmez. Talihiniz varsa saltanat; yoksa sefalet hüküm sürer. Çivisinin çıktığı söylenir ya hep, alt metninde adaletin işlemediğine dair bir söylemdir bu aslında. Yine de haksızlık etmemek gerek. Adaletli olalım. Dünya hayatının bir tarafında ölüm gerçeğinin olması kayda değer bir husus. Azrail adil en azından. Fakir ya da zengin, genç ya da yaşlı, kadın ya da erkek, herkesten aynı şeyi alıyor: Ruhunu.
Doğal ya da yapay, bütün haberlerin merkezinde insan var. Ne çok kirletiyoruz şu dünyayı. Arkamızda onarılması güç yaralar bırakıyoruz. Ayak izlerimiz büyüdükçe büyüyor. Nefretimiz ve öfkemiz derinleşiyor. Ete kemiğe bürünüyor yalnızlığımız.
Âşıklara gece olmasa. Ya da çok hızlı dönse dünya geceleri. Başucumuzda kara sevda dönüp duruyor zaten. Alışığız. Hem kime ne zararı var? Güneş anlar halimizden.
Ben zamanı öteledikçe o içimde daha çok büyüyor. Belki de aşk dediğimiz şey bu. Geçip giden zamanın bizden aldığı intikam. Şahitliğini erteliyoruz çünkü. Bilinmezliğe ortak ediyoruz onu da.