Örneğin küçük kızlara uslu olmaları, kavga etmemeleri, sakin kalmaları öğütlenerek “terbiye edilir”. Genellikle kız çocuklarına aktarılan kadın imajı bütünüyle yatıştırıcıdır; kavga olumlanmaz, çocuklarda görülebilen normal şiddet yalnızca oğlanlara bırakılır. Bir kız fedakâr ve teselli edici olmalı, boyun eğmelidir; erkek çocuk ise kendini kanıtlamalı, mücadele etmelidir. Oysa bırakılsa mücadele isteği kızlarda da vardır!
Kadın cahil bırakılır, vesayet altında tutulur ve onun için biçilen yazgıyı kabul etmeye zorlanır. Kaderinde çocuk -özellikle de erkek çocuk- doğurmak, sonra da bu çocukları besleyip büyütmek vardır.
İşin özü, kadınların özgürlüğünü çocukluklarından itibaren ellerinden almakta yatar. Kadınlar birey olma, diğer bir deyişle kendileriyle ilgili kararları kendileri alma hakkından yoksun bırakılırlar. Kendi yazgıları hakkında söz sahibi olamazlar; birer üretici, erkeklerin erkek çocuk sahibi olmak için gereksindikleri basit bir araç gibi verilirler. Bilgiye erişimleri de engellenir, çünkü erkeklerin bilgilerine erişmelerine izin vermek, onlara potansiyel olarak bağımsızlaşma imkânı sunmak anlamına gelecektir.