Evet, hınç dolu; saklayacak değilim, ona duyduğum tutkuyu, sevgiden çok nefretle beslemiştim yirmi bir yıldır. Yirmi bir yıl mı dedim, hayır yirmi bir yıl, sekiz ay, üç gün... Yıllar onu düşünerek geçmişti. Sadece güzel anılar değil, bana yaptığı haksızlıklar, ihanetler, hakir görmeler... Çoğunlukla ızdırap, çoğunlukla kahır dolu hatıralar... Bazen onu düşünürken kinden, öfkeden, hiddetten kaskatı kesilirdim. Hep masamın üzerinde duran, sapında Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası işlenmiş şu gümüşten mektup açacağını, onun incecik bedenine defalarca saplarken bulurdum kendimi...
“Bazı şeyler hiçbir zaman unutulmaz,” demek geçti aklımdan, hayır onu önemsediğimi bilmemeliydi.
“Çünkü sesin hiç değişmemiş,” dedim yapay bir tavırla. “Hâlâ genç.”