Neresinden başlasam bilemiyorum. Uzun zamandır okumak isteyip ertelemenin verdiği pişmanlıktayım.Bir romanı okur gibi değil,içinde yaşar gibi okudum. Sanki adı geçen herkesi tanıyorum.Hatta herşey gözümün önünde canlanıyor bir bir. Büyük hanım işte şurda oturuyor, İsmaille Zehra işte şurda maçı seyrediyor, Azam işte şurda halı dokuyor, Settarhan işte şurda tacirlikte..
Azamla başlayan Sofyayla karışan gurbet özlemi çeken ve Zehra'da durulan onu vatanı sayan bir Settarhan..
Kardeşi İsmail ve Celil Hikmet Beyle yanan muhacirlikle sınanan ve Settarhan'da güveni bulan Zehra..
Geçmişini, bağlarını arayan bir anda fotoğrafların içine çekilen bir torun..
O duygudan o duyguya atıveren bir kitap..
Böyle bir kitabı okumak çok az rastlanır şeydir. Ve yazar bunu öyle güzel becermiş ki benim için artık ilk sırada gelen kitaplardan biri oldu Nar Ağacı.
İstanbul- Trabzon- Tebriz-Tiflis- Batum-Bakü arasında sizde seyyah olup akışa bırakıyorsunuz kendinizi.
Son olarak şu cümlelerle bitirmek istiyorum:
Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.
Ben böyle çağırmasam sen öyle gelmezdin.
Nazan Bekiroğlu