Aziz Üsteğmen'imiz, beni ve İsmet'i bölükteki askerlerle tanıştırdı. Bölük astsubayları Attila ve Kenan da bizlere "Hoş geldiniz!" dediler. İkisi de uzun boylu, esmer, iyi yarı, çok becerikli, tecrübeli ve işinin ehli askerlerdi. Kenan Kayserili, Attila Eskişehirliydi. Kenan Astsubay'ı ne zaman görsem arkasında ufak tefek, kara kuru bir askerle geziyor olurdu. Bir gün sordum:
"Kenan Astsubayım yanındaki arkadaş kim?"
"Bu benim hemşerim asteğmenim. Ben buna göz kulak oluyorum. İsmi Cafer."
"Oooo merhaba Cafer. Nasılsın bakayım?"
Cafer, gevrek gevrek cevap verdi:
"Sağolun gomutanım. Kenan Gomutan'ım sayesinde çoh eyiyim."
"Kenan Astsubayım, köylüne çok iyi bakmışsın."
Kenan Astsubay göz kırptı. "Bakmaz olur muyum? Ben Cafer'e zeytin veririm. Peynir, fındık, fıstık veririm değil mi lan Cafer?"
Cafer iyice gevşeyip Kenan Astsubay'a sarılarak "He valla gomutanım, seni pek tahdir ediyom."
Dersler tüm hızıyla sürüyor. Sabah ağır spor etkinliklerinden sonraki derste "Nükleer saldırı alarmı ve kimyasal saldırı alarmı" eğitimi veren Serdar Yüzbaşı, uygulamalı olarak konuyu anlatıyor. "Sarı alarm, turuncu alarm ve kırmızı alarmda siren seslerinin aralıkları değişir. Kimyasal silah saldırısındaki hareket tarzı farklıdır. Fark edilmesi ile ilk yapılması gereken var gücümüzle üç defa 'Serpinti!' diye bağırıp yere yatmak ve yüzümüzü, solunum yollarımızı korumaktır."
Defalarca yaptığımız uygulamadan sonra 10 dakika dinlenmemizi söylemek için "Rahat! Hazır ol! İstirahat et!" diye emir verdi. Bizler de hazır ol vaziyetinde "Sağoool" diye kükredik. Tüm bölük, geniş bir gölgeliğin altına yerleştik. Bulunduğumuz yerin etrafı ve üstü yarı kapalıydı. Kimi sigaraya, kimi suya, kimi çaya saldırmışken muzip arkadaşlardan birisi var gücüyle "Serpinti! Serpinti! Serpinti!" diye bağırarak yere atladı. Gürültülü bir şekilde çıkarttığı gaz sesinin ardından ortalığa yayılan inanılmaz kötü koku bütün dengelerimizi allak bullak ederek burnumuzun direğini sızlatmıştı.
Duygusal bardağın doluluğunu takip etmek. Her insanın şefkat, sevgi, güvenlik ve dikkatle doldurulması gereken bir bardağı olduğunu hayal edelim. Sevdiğimiz ve istediğimiz şeyleri yapmak, ailemizle ve çocuğumuzla kaliteli zaman geçirmek, açık iletişim bu bardağı doldururken, stres, yalnızlık, cezalandırılma, başarısızlık, tükenmişlik gibi şeyler de boşaltır. Bardağın boşalması insanların çok daha kısa sürede öfkelenmesine sebep olur. Elbette bu hayatta bardak belki hep ağzına kadar dolu olmayacak ama bardağın seviyesini takip etmek ve kritik seviyeye düşmeden onu doldurmayı öğrenmek öfkeyle başa çıkma konusunda önemli bir kaynak olabilir.