Bir şeye dosdoğru bakarsak, onu “gerçekte olduğu gibi” görürüz, halbuki arzu ve endişelerimizin karıştırdığı bakış (“yamuk bakış”) bize çarpık, bulanık bir görüntü verir.
Gelgelelim, ikinci metafor düzeyinde tam tersi bir ilişki söz konusudur: Bir şeye dosdoğru, yani gayri şahsi, nesnel bir biçimde bakarsak, şekilsiz bir noktadan başka bir şey göremeyiz, nesne, ona ancak “belli bir açıdan”, yani arzunun desteklediği, nüfuz ettiği ve “çarpıttığı”, “şahsi” bir bakışla baktığımız taktirde açık seçik özellikler kazanır. Bu da objet petit a’nın, arzunun nesne-nedeninin kusursuz bir tarifidir: Bir bakıma, bizatihi arzu tarafından koyutlanan bir nesne.
"Yaşadığınız hayat sadece bir olasılıktır Profesör. Hayal edebileceğiniz tüm
hayatlardan sadece biri. Bize kapıları kapalı olan bir tek dünya var; orası da
zaten benim varolmayı tercih etmediğim bir yer. Bebekayla ikimizi bekleyen
sonsuz sayıda yaşam bulunuyor. Bunu anlayabiliyor musunuz?"