• Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık, ruhu tutsak eder.
  • Kanatlarımı dolduran rüzgarlarım yok artık.
    Temiz hava ciğerlerime yetecek kadar.
    Varsın tutsak olsun bedenim.
    Kağıtlarımda beyaz güvercinler uçar.
    Kelepçelermi zapt edecek yüreğimin isyanını.
    Söylesin biri hangi zindan bastırabilir özgürlüğün feryadını
    Davası hürriyet olana soğuk duvarlardan taşar gün ışığı
    Gücü yeten beton döksün gök kubbeye doğruların Yıldırım'ı yırtacaktır karanlığı...
    Not:Özgürlük İnsanın Kendi Ruhunda Gizlidir..
  • “saklı bir sevdadır bulduk sığındık
    bu büyülü bir aşk çünkü yasak
    gizli bir mutluluk ki ne söylesem az
    bin yılda yaşasak hiç de yaşamasak
    varımız yoğumuz aşkımız artık
    hayatım ona tutsak
    adı ......” Attilâ İlhan
  • Tek bi' duyuyla algılananın, kişide devingen, hareketli, çok sesli yankılara dönüşmesi benim için çok uç, önemli bir şey. Bunu en iyi okuyunca hissediyorum. Ve nice okunan kitabın bi' kısmı çok daha samimidir, yürür, okunanla kalmaz. Hızlı, tempolu bi' erime gibi sarar kişiyi.. bu tanımlanması zor bi' yakınlaşma, bilirsiniz.

    Zaman Dışı Yaşam, ismi bile bahsedilmeyen bi' kadının yolculuğunu anlatıyor. Aklıma istemsizce Bay C geldi. Ama en çok da Colette'in Avare Kadın(Renée)'ı geldi. Zamanın içinde, fiilen yol aldığı, sürekli bi' yolculuk halinde olduğu halde, ruhen de yol alan bi' kadını anlatıyor bu kitap. Peki, ne anlamalı bu ruhsal yolculuktan ya da kişi zaten hep bi' ruhsal yolculukta değil midir?

    Kuşkusuz, kişi hep bi' devinim halindedir, bu dinamizmdir belki de kişiyi en kendi yapan fakat Tezer Özlü bunu edebi bi' sancıma, arayışla aktarıyor bize. Onun Kadın'ı bir yolcu. Trenlerde yolculuk ederken, tanıştığı farklı adamlarla düşmansızca yakınlaşıyor. Ama aslın aşktan ve sevgiden daha yüce bi' şeyde, edebiyatta olduğuna inanıyor o:
    "Kadın doyumsuz özlemini düşünür. Bu bir aşk özlemi değil tıpkı onun gibi güçlü bir yaşam özlemidir. O bu özlemi o ana kadar, aşkla, tanıdığı ve tanımadığı insanlarla olan ilişkileriyle, edebiyata olan sevgisiyle doldurmaya çalışmıştır. Okumak ve yazmakla. Turin'e giden trende tek başına oturduğu bu anda kendisini degiştirmeye karar verir. O anda edebiyatın, yaşamın kendisinden daha canlı olduğunu kavrar ve edebiyatın doğmasının nedeninin de bu oldugunu düşünür. O ana kadar o yaşamın daha canlı bir şey olduğuna inanmıştır. Ama edebiyat daha çok yaşam, daha çok aşk, daha çok duygu, daha çok ölüm yüklüdür." sy.28

    Bi' arayış ve en çok da kaçış halinde olan bu Kadın'ı, Bay C ve Renée ile özdeştirdiğim en ortak yönler kendi sınırlılıklarına dair hissettirdikleri fanilikleriydi. Ve elbette yolculukları. Üç farklı karakter de kendi yolculuklarında, kendi ruhlarına göre yaşa(yabilmekte)maktadırlar. Fakat, Tezer Özlü'nün sürgündeki Kadın'ı daha aydın bi' ışığa sahip. Colette'in Renée'sine yaptığını Özlü Kadın'a yapmaz. Renée yaşamış olduklarını acı bir deneyim, referans olarak kullanır ve aşkın tutsaklık olduğu fikriyle yaşamına devam eder, geçmişteki seçtiği bu yol onun "kendi" olan yaşamında aşkın tutsak halini yaşatmıştır ona çünkü, ve o da aşktan uzak durduğu sürece kendi yolundadır, buna inanır.

    Kadın'da ise hayata giren tüm erkekler birer gelgittir, o kadar. Kadın'ı etkileyip, sarsamazlar. Kitabın başlarında aşk yaşıyor olduğu sevgilisi Rainer'in ölümünü öğrenmesi bile onu çok sınırlı bi' sarsıntıya uğratır. Çünkü Kadın, yaşamın aşktan, insanlardan, ilişkilerden çok daha yüce olduğunu düşünür. Tüm yolculukların içinde aslında Özlü'nun Kadın'ı en çok edebiyat yolundadır. Ve bizi o yolculukta Cesare Pavese'in birbirinden vurgun sözüyle içlendirir. Bu durum, senaryo şeklinde yazılan bu eseri daha özgün, daha ayrı bi' yöne koyuyor.

    Flashbacklerin olduğu, ağbili, elma ağaçlı Tezer Özlü temaları var kitapta. Elektroşoklu, hastalıklı insanlar arasındaki korkulu, kaygılı geçmişi anımsatan yerler var. Tüm bunlar Özlü'nün kendi hayatından gelen, onunla özdeşmiş anlar. Özlü'nün diğer kitaplarında da ara ara rastladığımız bu geçmiş zamanın "yaşanımı henüz bitmemiş" anlarıyla bi' senaryo olarak bu kitapta rastlaşmak her şeyi daha görsel bi' hale getiriyor.

    Tezer Özlü yaşamındaki en kendi olan yanlarını, yazınında samimiyetle okuyucuya aktarabilen bi' yazar. Ve tüm bu izlenen/okunan yolculuğun, onun hayatına dair derin ve iz bırakmış gerçeklerle dolu olduğunu bilmek ekstrem, uç bi' duygu.
    Uçlarda kalmak isteyen, yalnızlığın en devingen halini görmek isteyen herkese Özlü okumasını tavsiye ederim.

    (Burada aslında kadın için artık dış dünya sona ermektedir. Düşünmek ister. Kendi köklerine geri dönmek ister ... kendi yaşamı ile bir hesaplaşmaya girecektir. Ciddidir. Duyguludur, belki biraz da melankoliktir. Gene de dış dünyaya karşı canlılığını korur. Dünya artık onun için bir kulistir. O kendi sahnesi üzerinde durmaktadır. Sahnede kendi kendisiyle yalnızdır. Yedek canlısı artık aşk değil, en sevdigi yazar olan Pavese' dir.) sy.34
  • Düşlerim Tutsak,
    Yüreğim Sürgün,
    İçimde Bir Çocuk Tedirgin!!
  • Senin aklın esir, ruhun köle, hayallerin mahkum, hayallerin tutsak sen mi özgürsün? Hadi oradan delirtmeyin beni! Bir kendinize gelin. Kandırılıyoruz, kandırılıyoruz. Özgürleştikçe daha da köleleşiyoruz. Cep telefonlarınız, akbilleriniz, internetiniz var algınız yerle yeksan. Adına teknoloji dediğiniz şu uyuşturucunun müptelası olmuşsunuz. Filmleriniz pespaye, romanlarınız barkotlardan ibaret, şiirleriniz plastik! Benim sevgili mahkûm kardeşlerim… Özgürlük burada kalbinizde, hayallerinizde. Bu dört duvara bu parmaklıklara aldanmayın...
    #poyrazkarayel