• Başka bir ülkeden göç ettiydi senin genzini
    tutsak alan çiçek kokusu, benim bir aynanın
    kıyısına iliştirdiğim resimler yeni bir duvar
    edindiydi kendine.

    ...

    Adımızı yazabilirdik artık, bunların hepsi de
    yeni bir adrese anahtardı çünkü.
  • Olabildiğince açık konuşmak istiyorum ama kalbim boş. Bu boşluk yüzüme tutulan bir ayna gibi, kendimi görüyorum. İçim korku ve tiksintiyle doluyor. İnsanlara karşı duyarsızlığımla kendimi çevremden soyutladım. Şimdi bir hayaller dünyasındayım. Rüyalarımda ve hayallerimde tutsak kaldım.
  • Tutsak olacağını bilerek
    yine bu sabah
    demirparmaklıktan içeri
    usulca sızdı
    güneş..
  • kitabı çok beyendim şuan ikincisini okuyorum kitap da hiç birşey tahmin ettiğim gibi çıkmıyor ve olaylar hızlı geliyor hiç sıkılmadım okurken iyiki almışım
  • Şairliğinden öte, kainatın yazdığı en güzel şiirlerden biridir Nâzım. O, tepeden tırnağa sevda, kavga, hasret, memleket, hürriyet; tepeden tırnağa emek, umut, tüm dünya insanlarına cömertçe sunulmuş sevgi ve kardeşçe, insanca bir davet; velhasıl mısra mısra özenle yazılmış bir şiir, fakat aynı zamanda tepeden tırnağa şiirle dolu kocaman bir şairdir elbet... Kalemi keskin, sevdası cömert, kavgası cesur, hasreti derin, şiiri ve sevgisi gökyüzü kadar büyük ve alabildiğine sonsuz ve umudu, her daim sıcacık ekmek kadar taze olandır.

    Ah canım şair! Şiir gibi gelip geçti bu dünyadan; kimi zaman heyecanlı, kimi zaman umutlu, kimi zaman umutsuz, kimi zaman hür fakat pek çok zaman tutsak, hasret ama her zaman sevdalıydı. Sevdası kavgasına, sevdası sevdiği kadınlara, sevdası memleketine ve tüm insanlaraydı. Velhasıl bir avuç toprak oldu, karıştı kainata ve geride kocaman bir miras bıraktı edebiyatımıza.
    Şüphesiz ki şairin kaleminden Memleketimden İnsan Manzaraları eseri de geride bıraktığı kocaman bir miras misali külliyatının en paha biçilmez parçalarından biridir. 17 bin mısra ve 5 ciltten oluşan Memleketimden İnsan Manzaraları, kaleme alınış biçimiyle alışılagelmiş bir şiir kitabından hem şairin kendi eserleri, hem de diğer şiir kitaplarından ayrılıyor. Zira Nâzım, eserinde dizelerini salt duyguyla değil, duyguya ek olarak bir kurgu yahut senaryovari olarak niteleyebileceğimiz bir anlatımla kaleme alarak hem eserine, hem de şairliğine yeni bir boyut katıyor, fakat bunu yaparken de yeni ile alışılagelmiş, o kendine has kalemini de dengelemeyi ihmal etmiyor. Okurken hem alışılmışın dışında fakat bir o kadar da alışılmış olan Nâzım şiirlerinin tadına varıyor ve mısraların peşine takılıp -ve pek çok zaman yüreğinizi kitabın sayfalarında takılı bırakıp- boydan boya bir şiir deryasını kulaçlıyorsunuz.

    Yapı Kredi Yayınları'nın 5 cildi tek bir baskıda topladığı Memleketimden İnsan Manzaraları, isminin hakkını fazlasıyla, hatta bir adım daha ileri gidip isminin 'tam anlamıyla' hakkını veren bir eser desem hiç de abartmış olmam herhalde. Zira okurken adeta penceremi Anadolu insanına, zaman zamansa diğer milletlerden insanlar vesilesiyle dünya insanlarına araladığımı hissetmekten kendimi alamadım. Önce 1. ve 2. ciltlerle penceremi farklı güzergahlara giden farklı trenlerin vagonlarına ve bu vagonlarda işçisinden makûmuna, tüccarından siyasetçisine pek çok farklı mevkideki insana, kimi zamansa trenlerin geçtiği güzergahtaki civar köylerde yaşayan insanlara araladım. Her birinin farklı düşünceleri, bakış açıları vardı. Aynı ortamı paylaşan pek çok farklı hayat hikayesi geçti gözümün önünden.. 3. ciltte üçüncü mevki vagonda seyahat eden mahkûmlarla beraber bindiğim son trenden indim. Bu kez hapishaneye, zaman zamansa hastaneye penceremi araladım. Küçük Kerim'i burada tanıdım mesela, sonra başta Halil olmak üzere diğer mahkûmların hikayelerine burada ortak oldum. Kah demir parmaklıklar ardında, kah bir kuş kadar hür fakat alabildiğine hayat mücadelesi veren insanların arasına karıştım. 4. ciltte ilk üç ciltte cumhuriyetin ilanı, genç cumhuriyetin yavaş yavaş şekillenmesinden sonra iyiden iyiye II. Dünya Savaşı'na, bilhassa Hitler faşizmine penceremi araladım. Almanlarınyaptığı Barbarossa harekatıyla Sovyetlerin direnişine ortak oldum; kimi zaman Kızıl Ordu'da bir askerin yahut komutanın, kimi zamansa bir partizanın gözünden direnişe tanık oldum. Sonra istikamet Fransa...
    Velhasıl son cilde geldiğimde artık penceremde Türkiye'den II. Dünya Savaşı manzaraları vardı. Biliyorsunuz, Türkiye II. Dünya Savaşı'nda tarafsız kalmayı tercih etmiş, fakat dünyadaki değişimleri de itina ile takip etmişti. Kitabın son cildinde, penceremi savaşın Türkiye üzerindeki yansımalarına araladım. Farklı düşünceler ile farklı tarafları destekleyen insanlara, bir de olayların nereden gelip nereye gideceğini kestirmeye ve yaşam mücadelesi vermeye çalışan insanların hikayelerine tanık oldum.

    Kitabı tamamladığımda cebimde cumhuriyetin kuruluşundan II. Dünya savaşı'na kadar geçen sürecin Türkiye'deki toplusal, siyasal etkileri, daha çok bir memleketin ve zaman zaman farklı memleketteki farklı sınıflardan, statülerden insanların hikayelerini biriktirdim ve Nâzım'a bir kez daha vurulmaktan kendimi alamadım. Nâzım'ın kitabın içerisine kendisini de bir şekilde iliştirmesini ise bir başka sevdim Zira 'hapisteki şair' de Nâzım'ın kendisi vardı, kaleme aldığı Kuvayî Milliye Destanı'nı eserinin içine muazzam bir biçimde yerleştirmişti ve tabii bir de Halil'in kavgası... Kavgası Nâzım'ın kavgasıydı, hapiste hürriyete ve karısına duyduğu hasrette Nâzım'ın kendisi vardı, halil'in eşi Ayşe'de ise bir parça Piraye... Elbette, yazar/şair görüşünü, bakış açısını eserlerin yansıtır (ki Nâzım da eserinin genelinde bunu yansıtmayı, kendi penceresinden izler yerleştirmeyi ihmal etmemişti. Tabii buna ek olarak bir o kadar çok boyutlu bir bakış açısı da vardı) fakat, bunun karakterlerde beden bulması bir başka lezzettir. Ezcümle, Memleketimden İnsan Manzaraları kitaplığınızdaki Nâzım külliyatında baş tacı, okur yolculuğunuzda ise kilometre taşı olarak yer alması gereken nadide eserlerden biridir. Bu güzel esere mutlaka şans vermenizi tavsiye ediyorum. Kitabınız bol, keyfiniz daim olsun
  • Ben sana tutsak sen bana yasak.
  • Pekâlâ!” dedi ve Radda’ya şunları söyledi:
    “- Bana bak kız, o kadar böbürlenme! Senin gibi çok kız gördüm ben, hey anam, çok kız gördüm! Fakat hiçbiri senin kadar sarsmadı yüreğimi. Eh, Radda, ruhumu tutsak ettin! Ne yapalım? Başa gelen çekilir! Üstüne binip kendinden kaçabileceğin bir at yok!… Tanrı’nın, kendi vicdanımın, babanın ve bütün burada bulunanların önünde, bana varmanı istiyorum. Fakat, sakın bana gem vurmaya kalkışma. Ben özgür bir adamım, gönlümün dilediği gibi yaşamak isterim!”