Bir gemide; dünyanın en büyük satranç ustası Mirko Czentovic ile gizemli ve ürkek bir yabancı olan Dr. B.’nin karşılaşması üzerinden 'takıntı' ve 'özgürlük' gibi kavramları, hiç beklemediğimiz olağanüstü bir hikâye ile bizlere aktarıyor. Bu iki kişinin mücadelesi için satranç oyununun seçilmesi mükemmel ötesi. Hangi şartlar altında olursa olsun, özgürlüğü alınmış bir kişi insanlığını ve aklını kaybeder. Naziler tarafından tutsak olan Dr. B, akıl sağlığını korumak için daha önce oynanmış satranç oyunlarını içeren bir kitap ile hayata tutunmaya çalışıyor. Yıllar sonra kendini istemeden de olsa dünyanın en iyisi Mirko Czentovic ile satranç oynarken bulur; bu, geçmişine uzanan bir kapıyı açar. Mirko Czentovic; duygudan ve ruhtan yoksun, sadece kazanmak için oynayan, bunun dışında olan hiçbir şeyi umursamayan bir kişidir. Daha fazla detaya girmek istemiyorum. Sürekli düşmeyen temposu ile bir seferde okunacak, kitap okumayı sevdirecek bir eser.
MONTE CRISTO KONTU I & II
ALEXANDRE DUMAS
1532 SAYFA
Her felaketin iki ilacı vardır : Zaman ve sessizlik.
Denizci Edmond Dantès, bir iftira sonucu tutuklanıp İf Şatosu'ndaki zindana atıldığında özgürlüğüyle beraber, çok sevdiği nişanlısı Mercedes'i ve babasını da kaybeder. Yıllar süren bu esaret sürecinde tek dostu ve dayanağı, kendi gibi bir mahkum olan rahip Faria'dır.
Acı tecrübelerle geçen yıllar sonunda kaçmayı başarır bu korkunç zindandan. Rahip Faria'nın öğretileri sonrası artık çok bilgili, güçlü ve zengin bir adamdır. Aklında ise tek bir şey vardır. Hayatını, aşkını, özgürlüğünü ve babası ile geçireceği yılları elinden alanlardan intikam almak.
Pek çoğunuzun okuduğunu düşündüğüm harika bir klasik Monte Cristo Kontu. Lise yıllarında özet halinde okuduğum bu eseri, tam metin olarak yıllar önce okumuştum. Sonrasında sevgili Sevilay ile yeniden okuduk ve iyi ki de okuduk. Teşekkür ediyorum canım eşlik ettiğin ve kitap üzerine yaptığımız güzel sohbetler için Masum bir denizci olarak tutsak edilen Dantès'in gizemli bir Kont olarak geri dönüşü, bir intikam meleği edası ile Paris sosyetesinde fırtınalar estirişi, içindeki intikam ateşiyle düşmanları yanı sıra masum hayatları nasıl değiştirdiği, hayallerini, gençliğini kaybeden Edmond ve Edmond'un küllerinden doğan Monte Cristo Kontu; kesinlikle okunmaya değer. Sadece bir intikam hikayesi değil elbet okuduklarımız. İçinde aşk, nefret, kıskançlık, vefa borcu, merhamet, umut, adalet gibi pek çok duygu barındıran bir hikaye. 1844'de yazılan eser denizci Edmond'u anlatması yanında dönemin Fransa'sı ve sosyal hayatı hakkında da anektodlar içeriyor.
1802-1870 yılları arasında yaşamış olan Dumas; eserleri 100 dile çevrilmesi sebebiyle en çok okunan Fransız yazar ünvanına sahip. "Dumas'nın pek çok asistanı ve ortağı
Bazı kitaplar vardır; bittiğinde sadece kapağını kapatmazsınız, içinizde bir yerlerde bir kapı aralanır ve oradan sızan ışık uzun süre sönmez. Feride Çiçekoğlu’nun kaleme aldığı Uçurtmayı Vurmasınlar, benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu. Kitabı içim yana yana, gözyaşlarımı tutamayarak ama bir yandan da o sevginin saflığına hayran kalarak bitirdim. İtiraf etmeliyim ki, uzun zamandır hiçbir kitap beni bu kadar derinden sarsmamış, kalbimi bu denli acıtmamıştı.
Hikâye, dört duvar arasına sıkışmış bir çocukluğun, dünyayı sadece gökyüzü ve oradan geçen uçurtmalar kadar görebilen küçük Barış’ın hikâyesi. Ama aslında Barış’ın gözünden, insanın en karanlık yerde bile sevgiyi ve umudu nasıl yeşertebileceğinin bir kanıtı. Barış ile siyasi mahkûm İnci arasındaki o muazzam bağ, soğuk beton duvarları, demir kapıları aşan bir sevgi köprüsü kuruyor.
Kitap boyunca beni en çok ağlatan ve sarsan, Barış’ın o çocuk saflığıyla sorduğu sorular ve dünyayı anlamlandırma çabası oldu. Büyüklerin dünyasındaki o anlamsız yasaklar, bir çocuğun dünyasında nasıl da can yakıcı bir şaşkınlığa dönüşüyor, her satırda bunu hissettim.
Kalbimize Dokunan, Gözyaşlarımızı Tutamadığımız O Alıntılar
Kitabın bendeki izini derinleştiren, okurken boğazımın düğümlenmesine sebep olan birkaç özel bölümü ve alıntıyı buraya iliştirmek istiyorum:
Ben işkence görmedim İnci. Ama galiba senin özlemin de bir çeşit işkence. İşkence acı veriyor, özlemek de." (Sayfa 42)
İnci’nin gidişinin ardından Barış’ın hissettiği o devasa boşluk, yalnızlık hissi ancak bu kadar yalın ama bu kadar ağır anlatılabilirdi. Özlemenin, bir çocuğun minik omuzlarına bindirdiği o yükü okurken ağlamamak elde değil.
Barış’ın gökyüzüne bakıp özgürlüğü kuşlar üzerinden anlamaya çalışması, aslında özgürlüğün ne kadar doğal ve kısıtlanamaz bir
Bence Hayden gün yüzü görmemek için oluşturulmuş bir karakter ya kızı kaçıran kaçırana. Her eline geçiren işkence ediyor yav. Hayden, Nolan tarafından kaçırılıp tutsak edilmiş ve ejderhasını ortaya çıkarmak için işkence görmüştür. Yorumum SPOILER içerecek. Hayden’ın kraliyet soyundan olması gerçeği Ejderha Tayfamızı çok endişelendirmektedir. Çünkü bütün doğa üstü varlıklar onun gücü ve pulları için savaşacaktır. Neyse ki bu kitapta kız bağlarını tamamlıyor. Ama ne oluyor tahmin edin Delenay ve annesi Dekan Robinson onu Nolan’a veriyor neyse ki bizim kızın içinde ki ejderha hem Corbett klanını hemde Nolan’ı temizliyor. Ve son bölümde 12 yıl sonrasında çocuk sahibi olup mutlu bir aile olduklarını okuyoruz. Kitap 8 puanı hak etmiyor olabilir ama sonu iyi bitti diye içimden geldi. Bizi Birleştiren Bağlar serisiyle evet benzer yanları vardı ama çok yüzeysel bir kitaptı. Mesela Wren karakteri birilerinden kaçıyor. Bizim kızla birden arkadaş oluyor falan fistan. Büyük ihtimalle yazar onun için de ayrı bir reverse harem seri düşündüğü için bu şekilde yapmış. Ama okuyacağımı sanmıyorum her ne kadar kısa kısa olsa da kitaplar. Smut çok yoğundu. Replikler de biraz fazla dark ve klişeydi. Bu kadardı yorumum gkwplcşaşd.
Eser efsane bir düşüşü, karakterin bir dosta anlatması söylevinde, size anlatıyor insanlar.. Yüksekte, en yüksekte ki insanoğlunun, kendini çözümlemesi ârı bir dille, yakarak anlatılıyor bir ceza yargıcı tarafından.. Bayıldım.. Okurken, herkes kendinden bir parça bulacaktır eminim.. Özellikle önemsemek ve duyumsamak zincirleri altında..
Baptiste, bir kızın ölümüne seyirci ve sessiz kalarak başlıyor düşüşe.. Ben, kendini iyilik ve vicdan timsali sanan ben, bıraktım, aktı gitti o kız diyor.. Çözülme buradan itibaren başlıyor..
Eserde ki ana tema : Yargılanmamak adına iyi oluyoruz, yargılanmamak adına suç işlemiyoruz. Aslında hepsi içimizde ama biz bir kesim tarafından yargılanmamak için iyiyiz'di bence.. Baktığım da ; Camus'un yargıları keskin ama gerçek.. Biz insanlar, buyuz..
Böyle olunca, mademki hepimiz yargıcız, o halde hepimiz birbirimize karşı suçluyuz, hepimiz kendi berbat tarzımıza göre İsa’yız, bir bir haça gerilmişiz, ama yine bilmeden.
Düşüş
İnsan önce, çıkar. Yükseğe en yükseğe, sonra bir şey olur ve anlar ki yükseklerde uçuşan güvercinler kadar bile bir değeri yoktur yaşamın... Güvercinler özgürdür. İnsan hep tutsak ve sarsak.. Bu sarsaklığı anımsamak güzeldi benim için.. Bir Düşüş'e düştüm arkadaşlar.. Yerinde saymakta zaten bize ters. Düşmelere, kalkmalara ama hep yaşamalara..
Camus hayranlığım git gide artıyorken, naçizane okumalısınız diyorum eseri..
İnsan yalnızlıkta, yorgunluk da eklenince buna, kendini seve isteye peygamber yerine koyuyor. Ne de olsa, halim ortada benim, çürümüş taşlar, sisler ve sularla kaplı bir çöle sığınmış biri, basbayağı zamanlara özgü içi boş peygamber, sırtı bu yosun tutmuş kapıya yapışmış, parmağı alçak bir gökyüzüne doğru kalkmış, hiçbir yargıya tahammül edemeyen, yasasız insanlara ilenip duran, kafası
Kitap Yorumu : Rapunzel / L. P. SICARD
Özet;
Rob ve Paul uzun yıllardır birlikte avlanan iki yakın arkadaş. Ama çıktıkları bir av gününde işler tamamen değişiyor. Rob'un fazla miktarda aldığı k*kain ve bira, uzun süredir bastırdığı karanlık tarafını açığa çıkarmasına neden oluyor. Bir insanın — hatta bir canlının — ölümünden aldığı haz ve sonrasında yaptıkları gerçekten rahatsız ediciydi.
Okurken "bu kadarını yapmaz" dediğim noktaları geçti resmen.
Jacinthe ise küçük yaşta annesini kaybetmiş bir kız.
Annesinin ölümünden sonra sürekli sarhoş olan babası Richard'la yaşamaya devam etmiş. Bir gece arkadaşlarıyla birlikte, yıllar once yüzlerce çocuğun öldüğü yanmış bir hastaneye giriyorlar.
Ama o geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor...
Jacinthe gözlerini bir hücrede açıyor. Üstelik yalnız da değil.Bulunduğu yerde onun gibi tutsak edilmiş birçok kız var. Ve hepsinin korktuğu tek bir isim var: "Pite..." yani "Cadı."
Yaşadığı dışlanmışlık ve travmalar yüzünden özellikle uzun saçlı kızlara korkunç şeyler yapan biri...
Jacinthe kaçmaya çalışırken onu kurtaracağını düşündüğü Rob'la karşılaşıyor ama yolun sonunda kendisini, farkında olmadan Pite'nin bulunduğu karanlığın tam ortasında buluyor.
• Yorum;
Ben zaten normalde kısa saç insanıyımdır ama bu kitaptan sonra saç uzatma fikrinden tamamen uzaklaştım sanırım... 9° Pite'nin yaşadıkları için içimde bir noktada empati kurmaya çalıştım. Çünkü yaşadığı dışlanmışlık gerçekten ağırdı. Ama o kızlara yaptıklarını okumak...gerçekten mideme oturdu. Bazı sahnelerde tüylerim diken diken oldu.
Uyuyan Güzel ve Külkedisi'nden sonra bunun da karanlık olacağını biliyordum ama bu kitapta beni en çok etkileyen şey; kötü karakterin doğrudan "kötü" olmamasıydı.
Onun nasıl dönüştüğünü, nasıl kırıldığını, nasıl canavara dönüştüğünü okumak çok
RapunzelLouis-Pier Sicard · Dokuz Yayınları · 2025224 okunma