Uzun zamandır polisiye okumamıştım. Ha, kaç kere okudun ki derseniz hiç okumadım diyebilirim. Sadece Sherlock Holmes'un Dörtler Yemini adlı kitabını okumuştum. Ondan gerçekten hoşlanmıştım ancak Sherlock serisinin devamını çeşitli bahanelerle getirmedim. Aradan geçen 4 yılda kitaplara bolca uzak kaldım ancak kendimden beklemediğim şekilde ağır kitaplarla servüvenimi kaldığım yerden devam ettiriyorum. Bu sıralar okuduğum psikoloji kitaplarına ara vermek babında sağlam bir gizem okuyayım dedim. Görüldüğü üzere hızlıca bitirdim. Ama beklediğim kadar ters köşe miydi, hayır değildi. Ters köşe olması gerekmese bile illaki beklenti oluyor.
Hikaye hakkında söylemek istediğim şey, baş karakter Poirot söylemeden de suçluyu okuyanların bulduğu. Tabii ki Poirot abimize laf yok sayesinde çoğu şeyi gördük, anladık; o olmasa bu sonuca varamazdık. Ama hikaye başlarken anlıyorsunuz bir terslik olduğunu ;trenin o mevsimde bu kadar dolu olması, yolcuların sürekli Poirot'a dokundurmaları vs. Ve açıkçası bu kadar düzenlenmesi gereken bir suç muydu onu da bilemiyorum. Dedektif son anda trene geliyor yani olaylar önceden planlanmış olmalıydı. Neyse o kadar da spoiler vermeyeyim :)
Beklediğim şey tam bir çözülemeyenler yumağıydı aslında ve bizim dedektifimiz son an son dakikada bombayı patlatmalıydı.
Sonuç olarak Doğu Ekspresinde Cinayet benim için bir gizem kitabıydı. Okurken eğlenceliydi ama sadece bu kadar.
Genel kabul gören görüşün aksine, modern insan temelde çevresindeki dünyayla ilişkisinde çok acizdir. Doğaya muazzam ölçüde hükmettiği için güçlü görünmektedir sadece. Fakat onun bu tahakkümü insanın kendisine neredeyse tamamen yabancılaşmıştır; bu tahakküm gerçek insani güçlerin bir ürünü değil, insanın fazla bir şey yapmadan veya varlığını pek ortaya koymadan çok şey yapmasını sağlayan "megamakinenin" bir ürünüdür.
Atinalı bir vatandaşın sanatsal gelişimini sağlayan Sophocles ve Aeschylus oyunlarından mı, yoksa estetik ve duygusal edilgenlik içindeki çağdaş New Yorkluyu heyecanlandıran oyunlar ve filmlerden mi daha çok şey öğreniyoruz?