Puan vermedi·520 syf.··
2026 28. kitabı
Samet Ağaoğlu’nun Rönesans gibi kadın,Cemal Süreyya’nın Cumhuriyet Gibi Kadın ve Cahit Külebi’nin Koruyucu Meleğimiz dediği Nahit Hanımın hikayesi… Araştırmacı gazeteci yazarın daha önce iki kitabını okudum. Melek Terörist ve Fahişe, Yeşil Mürekkep. İkisi de çok hoşuma gitti. En son okuduğum yeşil mürekkepte Sabahattin Ali’yi hapishanede ziyarete gelen Nahit Hanım vardı. O kadar güzel bir kadındı ki Sabahattin Ali onun görüşüne çıkarken hazırlanıyordu falan. Merak ettim nasıl bir kadın diye araştırırken bu kitaba rastgeldim ve Sabahattin’ i çok sevdiğim için bunu da okumak istedim. Cumhuriyetin ilk kuruluş yıllarından 1950li yıllara kadar geçen dönem ve Nahit Hanımın okul yılları öğretmenlik yılları aşk hayatı anlatılmış.Harf inkılabından tutun da Atatürkle dans ettiği anlara kadar her şey hakkında bilgi verilmiş. 1940 lı yıllarda köy enstitülerini,evlerine haftada bir gelen ünlü şairleri yazarları ve şarap eşliğindeki muhabbetleri anlatmış.Evli olduğu halde Sabahattin Ali ‘den sürekli mektup aldığını adına şiirler yazıldığın hatta Necip Fazıl’ın daha ileri giderek eşinden boşanıp kendisine gelmesini istemesini ama bütün bunlara rağmen ikisini de kesin bir dille reddettiğinden bahsetmiş. Evlerine sürekli girip çıkan Mahşerin üç atlısından biri olan Orhan Veli’ye gelince iş değişmiş ve kendinden 5 yaş küçük olan Orhan ile üstelik evliyken aşk yaşamaya başlamış.Kısaca kitabın konusu bu fakat sonu ne olmuş neler yaşamış ayrılmışlar mı? Sorularının cevabını da okuyarak öğrenebilirsiniz. Ben bazı yerlerde baya bir sıkıldım fazlaca politika ve siyaset olduğu için. Bazı kısımlar fazla uzatılmıştı ilgimi çekmeyen şeyler hakkında fazlaca bilgi vardı. Biraz sıkıldım biraz sevdim ama zor da olsa bitirdim
Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit HanımOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 2025831 okunma
8/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
Vahyedilişinden Derlenişine Kur'an Tarihi bir süredir baskısı yoktu. İz Yayıncılık tekrar baskı yapınca kitabı hemen edindim. Özellikle Kur'an'ın bozulduğuna dair son zamanlarda çok fazla tartışma vardı. 1400 yıl önceki bir metnin günümüz şartlarına cevap verip veremediği, bazı ayetlerin anlamlarının yorumcudan yorumcuya farklılık gösterdiği gibi birçok ithaflı konu vardı. Muhammed Mustafa el-A'zami çok derli toplu bir çalışma ile Kur'an'ın bozulmadan günümüze kadar nasıl korunduğunu çalışma yöntemleriyle, ilgili mushafları karşılaştırarak, alfabelerdeki sesli ve sessiz harf değişimine kadar incelemiş. Farklı lehçelerde okunmasının anlamda yarattığı değişiklikte buna dahil. Kitabın son bölümünde Eski Ahit ve Yeni Ahit'in de karşılaştırmasını yapıyor. Sonuçta Kur'an tamamen Allah'ın kelamı olarak kabul edilirken; Yahudilik ve Hristiyanlık'taki kutsal metinlerde ise farklı yazarlar vardır. Babil sürgününden sonraki 2.500 yıl boyunca Yahudilerin kullandığı İbranice'de sesli harf yoktu. Hristiyanlıkta Luka, Matta, Yuhanna ve Markos incilleri var. En nihayetinde Muhammed Mustafa el-A'zami şunu diyor; oryantalistler Kur'an'ın güvenilir olmadığını iddia ederken neden Eski Ahit ve Yeni Ahit üzerindeki kuşkuları görmezler. Son olarak yıllar içinde Müslüman kesimin içindeki en önemli ihtilaf da şuydu. Özellike Sünni ve Şii uleması arasında olmuştur. Şii'ler malum ilk üç halifeyi kabul etmiyor. Kur'an ilk önce Hz. Ebubekir döneminde derlenip toplanıyor. Hz. Osman döneminde ise tek bir mushaf olarak hazırlanıyor. Ve bundan sonra tüm Kur'an'ın bu muhsaf üzerinden dağıtılması için diğer tüm kopyaları imha ediyor. işte bundan dolayı bazı muhalif ve farklı mezhepler bu süreçte Hz. Osman'ın Kur'an'da tahrifat yaptığını ekleme ve çıkarma yaptığını iddia ediyordu. Bu tartışma devam edecektir maalesef. Bize düşen Kur'an'ı okuyup iyi bir insan
Araştırma-İnceleme
Vahyedilişinden Derlenişine Kur'an TarihiMuhammed Mustafa el-A'zami · İz Yayıncılık · 201548 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·548 syf.··
2026 26. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 19 Mayıs 2026 15:52
#KitapYorum #BanaBirResminiYolla #HidayetKarakuş #BilgiYayınevi #TarihiRoman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Bilgi Yayınevi'nden çıkan, Hidayet Karakuş'a ait, "BANA BİR RESMİNİ YOLLA" isimli tarihi romanı tanıtmaya çalışacağım. Elimden hiç bırakmak istemediğim kitaplardan biri oldu "BANA BİR RESMİNİ YOLLA". Her sayfada kâh üzüldüm, kâh sevindim, bazen çağlayanlar gibi coştu yüreğim. Adım atmak, elimi uzatmaktı çok yerde dileğim. Yalvaçın Kurusarı köyünde Âşık Hasanla, Tahsinle yan yana yürüdüm. Köy odasında nazlı sazın nağmelerinde büyülendi tüm bildiklerim. Yanan, kızarmış bir bağırdan ses verdim. Duysunlardı, ben de vardım. Cumhuriyetin yeni ışıklarına koşmak, acıyan yaralara merhem olmaktı isteğim, çocuklarla el eleydim. Meğer ne çok şey vardı gizlide kalmış gönlümün havalandırılası çeyiz sandığında. Onlarla ağladım, güldüm, hüzünlerinde sonbahar sarısıydı sözlerim. Gözlerim çok uzaklarda İskilipli Hakkıdaydı, Mustafa Kemalin izindeydi tüm benliğim. Şimdi konu penceresinden esen, Kurusarının rüzgarında neler yaşanmış hep birlikte bakalım: Hidayet Karakuş'un 2024 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü alan "Bana Bir Resmini Yolla", Cumhuriyet'in ilk yıllarında, 1930'lu Türkiye'yi anlatan bir romandır. Eser, iki asker arkadaş olan Tahsin ile İsmail'in kışlada başlayan dostluğunu, daha sonra mektuplaşarak sürdürdükleri bu bağı merkeze alır. Tahsin, askerlik sonrası memleketine döner. Halk sağlığı için köy köy dolaşarak salgın hastalıklarla mücadele eder. Hikâye, bu mücadele sürecini, yoksulluğu, hastalıkları, o dönemin toplumsal sorunlarını; aynı zamanda Atatürk devrimlerinin köylere nasıl yansıdığını da gözler önüne serer. Bu dönemde ülke yokluk, sıkıntı içindedir. Savaş sonrası perişan bir ekonomi, halkın büyük bölümü köylerde yaşamakta, temel ihtiyaçlarla mücadele
Bana Bir Resmini YollaHidayet Karakuş · Bilgi Yayınevi · 202241 okunma
9/10
·265 syf.··
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2026 16:08
#KitapYorum #GeçmişinParmakİzleri #İbrahimDurmaz #EvrenselKültürYayınları #Roman Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Evrensel Kültür Yayınları'ndan çıkan, İbrahim Durmaz'a ait, "GEÇMİŞİN PARMAK İZLERİ" isimli kitabı tanıtmaya çalışacağım. Türü; psikolojik roman, dram, yer yer şiirsel/anlatı tarzı iç monolog ve duygu ağırlıklı gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazılmış. Bazen kelimeler kifayetsiz kalır. Hiç bir söz dizimi içinizdeki duyguları tam anlamıyla, ya da lâyıkıyle ifade edemez. Zirâ söyleyeceğiniz her cümle, hatta her harf acaba yerine yakıştı mı? Karşılığını buldu mu diye için için emniyetinden şüphe duyarsınız. İşte bu romanı tarif etmekte böyle bir şey. Sessizce, usul usul, çoğu yerde çığlık çığlığa... Okurken farkettim; İçimde kalbime giden bir asansör var ve içinde kıymetlilerim, hayallerim, beklentilerim, umutlarım, özlemlerim, en çokta sayılı nefesimle sayısız heveslerim, yarım kalan planlarım, giyilmemiş gömleğim, okunmamış kitaplarım, gidilmemiş yollarım, açılmamış çeyiz sandığım, geçmiş ve geleceğim. Kavuşuruz diye kalan kenarı kırık kupadaki adın baş harfi. Balkonda sardunyaların kızıl duruşu, tütün kokulu perdelerin sarımsı rengi, yarım kalan çay bardağındaki dudak izi, seçilen eşyalar...çoğu konuşma yaşında. Vestiyerde duran el örmesi bir kaşkol, yanında bir zarf. Sahibine hiç ulaşamayan cinsten. Kedi başı misali terliklere içten emanet bir dokunuş. Akıp giden zamanda nehirlerden denize dökülen "güle güle" diyen bir elveda. Anladım ki, senelerde, aylada, mevsimlerde, saatlerde o asansör birden bire göğüs kafesimde takılı kalmış. Yolculardan biri yok... Şimdi ne aşağıdayım, ne de yukarıda. İşte "GEÇMİŞİN PARMAK İZLERİ" bana sustuklarıma ses, unuttuklarıma anımsayış, kaçındığım, bastırılmış acılar, yüzleşmeye korktuğum aynalara bakış,
Geçmişin Parmak İzleriİbrahim Durmaz · Evrensel Kültür Yayınları · 202529 okunma
9/10
·176 syf.·
2026 7. kitabı
Kemal Varol’un, başkarakteri Lamek (Kemal isminin anagramı) üzerinden muhtemelen kendi yaşam öyküsünden otobiyografik kesitler sunduğu Sahiden Hikâye, gerçek bir coğrafyanın “Arkanya” adlı kurmaca bir mekân izdüşümü üzerinden okuyucuya aktarılır. Eser, farklı başlıklar altında yapılandırılmış, ancak nihayetinde bütüncül bir anlatı oluşturan parçalı bir kurguya sahiptir. Yazar, her bir bölümde okurun karşısına çeşitli gizli semboller ve şifreler çıkararak onu pasif bir okuyucu konumundan çıkarır; metni anlamlandırma ve yeniden inşa etme sürecine dâhil eder. Eserin temel yazınsal felsefesi, romanın sonunda başkarakterin amcası tarafından dile getirilen şu ifadede özetlenmektedir: “Derdini bu harflerin aralarına serpiştirirken kendini fazla da belli etme, diyor son kez. Bu harfleri yan yana getirip güzel güzel şeyler anlat insanlara! Ki onlar bunları okurken sahiden hikâye sansınlar her seferinde.” Bu telkin, travmaların ve toplumsal dertlerin kurgusal bir “hikâye” maskesi ardına gizlenerek edebi bir düzleme aktarılmasının açık bir manifestosudur. Eser, alfabenin son harfi olan “Z”nin kaybolması ve harflerin mevcut dizilimlerinden duydukları hoşnutsuzluk gibi güçlü bir sembolizm ile başlar. “Z” harfinin yitimi; dildeki eksilmeyi, iletişimsel karmaşayı ve ontolojik bir yarım kalmışlığı imlemektedir. Diğer harflerin yerlerini beğenmemesi ve başıboş hareketleri ise dildeki ve dolayısıyla toplumsal yapıdaki yozlaşmanın, bozulmanın bir tezahürüdür. Bu kaos ortamı, “Kadim” adlı kelimenin/kavramın devreye girmesiyle son bulur. Kadim; bilgeliği, yüceliği ve geleneksel otoriteyi temsil eder; dağılan harfleri ait oldukları yerlere göndererek ontolojik düzeni yeniden tesis eder. Lamek’in amcasının ona ayrılmadan önce iki avuç dolusu harf hediye etmesi ise, yazarın yazınsal
Sahiden HikâyeKemal Varol · Everest Yayınları · 2022943 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 14:30
Bir Kelime, Bin İhtimal: Kaderimizi İsimler mi Yazar? Bazen popüler kültürün rüzgarına kapılıp "Herkes okuyor, bir bakayım" dersiniz ya, işte bu kitap tam öyle girdi hayatıma. Biraz kapitalist sistemin kölesi olup sipariş vermiş olabilirim ama iyi ki de vermişim! Çünkü karşıma çıkan şey sadece bir aile hikayesi değil, devasa bir "Ya öyle olmasaydı?" sorusu oldu. Kitapta, eşinden şiddet gören bir annenin, yeni doğan oğlu üzerinden kurduğu üç farklı olasılığı okuyoruz. Tek bir çocuğun, babasının ismini aldığında, ablasının istediği ismi taşıdığında ya da annesinin seçtiği isimle büyüdüğünde nasıl bambaşka hayatlara evrildiğine şahit oluyoruz. Ama asıl çarpıcı olan ne biliyor musunuz? Sadece çocuk değişmiyor. O isim değiştikçe evin havası, annenin gücü, babanın tavrı ve hatta kız kardeşin kaderi bile baştan yazılıyor. Bir isim, koca bir ailenin kimyasını nasıl bu kadar değiştirebilir? Gelelim o can alıcı soruya... Kitabı bitirdiğimden beri kendime soruyorum: Ben Özgül değil de, ailemin o anki diğer düşüncesi olan "Özgür" olsaydım şu an nasıl bir hayatım olurdu? Sadece bir harf mi değişirdi, yoksa ruhumun coğrafyası mı? İsimler birer etiket mi, yoksa ruhumuza biçilen birer kaftan mı? Bu kitap beni kendi olasılıklarım üzerine uzun uzun düşündürdü. "Hayat, bazen bir ismin tınısında saklı olan o gizli patikadır."
1000Kitap
İsimlerFlorence Knapp · Domingo Yayınevi · 2026413 okunma