Kitabı elime aldığımda önce aklıma gelen "uff ,çok sayfa", şaka gibi 842 sayfa insanın gözünü korkutuyor. Sonra başlıyorsunuz ve bitince tadı damağınızda kalıyor.
Avustralyalı bir hükümlü, hapishaneden Hindistan'a, Bombay'a kaçıyor. Ve farkediyor ki o aslında kalben Hintli... Dillerine, geleneklerine, danslarına ayak uydururken bir suçlu olmaktan da hiç vazgeçmiyor. Hindistan'da 1980-90 yılları civarı mafyatik yapılanmayı , bölgedeki Afganistan, Pakistan, Hindistan üçgenini müthiş ele alıyor.
Bu arada Bombay'ın karmaşık nüfusu ve yaşamını harika anlatıyor. Fakirlik ve zenginliği, iyi ve kötüyü, sevgiyi ve zulümü felsefe olarak, roman kurgusu içinde, çaktırmadan zihnimize işliyor.
Uyuşturucunun insanlara yaptıklarını, sınırsız dostluk ve sadakati, ihanet ve boşa harcanan hayatları size kahkahalar attırarak ya da gözyaşlarına boğarak hayal ettiriyor. Gecekondular, barlar, batakhaneler o kadar iyi bir dille yazılmış ki insan sempati duyuyor. Ve tabii süper bir aşk hikayesi de eserin tuzu biberi oluyor. Olağanüstü karakterler, çok akıcı bir dil, hızla akan mükemmel kurgu ile romanın içinde kayboluyorsunuz.
Harika bir otobiyografik roman. Herkes kendinden bir şeyler bulacaktır. Emeğe sağlık, hiç düşünmeden alın ve okuyun.