Bu hikaye garip bir şekilde hem rahatsız edici, hem de inanılmaz çekici. İnsan hep kendisinde olmayanın özlemini duyar ve peşinde koşar.
Vücudunun hiç bir kokusu olmayan kurbağacık da öyle, hayatta tek arzusu kendine has kokusunu bulmak. Çünkü zamanla insanların farkında olmadan kokulara göre ilişki geliştirdiğini fark etmiştir. Kendi kokusuzluğu onu daha doğduğu andan başlayarak toplum dışına itmiş, annesi dahil insanlar ondan korkmuş ve terk etmiştir.
Kaderin garip cilvesi kendi vücut kokusu olmayan kurbağanın aşırı hassas bir burnu vardır ve parfüm yapmak için doğuştan yeteneklidir. Bir parfümcünün yanında işe başlayan kurbağa kendi kokusunu yaratma hakkında arık ümitlidir.
Bu arayış onu tüm insanların beğenisini kazanacak mükemmel kokunun peşine düşürecek ve şehirde garip cinayetler başlayacaktır. Çünkü Kurbağanın ana malzemelerinden biri kızıl saçlı kadınların teninden elde ediliyor ne yazık ki.
İnsanların zaaflarının esiri oluşu, dönem halkının cehaleti , şehirlerin pisliği ve kötü kokusu hikayeyi süsleyen ana temalar.
Bunlar spoil sayılmaz bile çünkü kitap inanılmaz bir şekilde daha dolu dolu yazılmış. Hikaye beni hüzünlendirdi aslında.
Aslında filmini de izlemiştim ama roman filmden daha dolu. Senaryolaştırılırken hikayeyi kırpmış senarist.
Okuyun canım işte. Üfffffffff.