Çağdaş insanının her şeyi anlamış olduğu inancı, onun yetersizliğinin en büyük göstergesidir. Onun bilgeliği, bilgisinin ve fark etmediği, daha doğru bir ifadeyle, bilgi olarak gördüğü bilgisizliğinin toplamından ibarettir. En büyük sır karşısında dahi kendinden emin ve kibirli davranmaktadır.
Orta Avrupa'daki kırlangıçlar sonbaharda Afrika'nın uzak diyarlarına doğru uçmaya başlar. İlkbaharda dönerler ve yuvalarını bıraktıkları aynı çatıya konarlar. Bu uzun yolculuğa çıkmaları gerektiğini ve ne zaman çıkmaları gerektiğini nasıl bilirler. Dönüşte milyon nüfusluk şehirde binlerce ev arasından kendi yuvalarının bulunduğu çatıyı nasıl bulabilirler?
Hayat bir olgu değil, mucizedir.
(Kitapta bahsi geçen harikulade gözün mucizevi yapısı, köpek balıklarının burnundaki anteni, çekirgelerin topluca uçuşu, kuşların topluca yine rehbersiz uçuşları vs.)
Doğanın bu hakiki mucizelerini din en yüksek akıl olan Tanrı ile açıklamaktadır. Bilimin verdiği bütün açıklamalar son tahlilde tek bir kapıya çıkmaktadır; o da her şeyin kendi kendine oluştuğudur. İnsan ruhuna bundan daha büyük bir hurafe dayatmak mümkün değildir.
Şimdi, insanın gözü veya beyni gibi mükemmel ve karmaşık bir yapının bir tesadüf eseri veya kendi kendine oluştuğunu kabul etmek, bütün Yunan mitolojisini hakikat olarak kabul etmekle eş değerdir.
Burada büyük İslam düşünürü Gazzali'nin bir sözünü hatırlatmak yerinde olacaktır :
"Bütün mucizeler tabii ve bütün tabiat mucizevidir."
Peygamber Mescidinin etrafındaki evler ve hücreler manzumesinden biri de Sahabîlerin fakirlerine verildi. Hiçbir geçim imkanı olmayan, imân ve aşktan başka tek sermayeleri bulunmayan mü'minlere...
Üstü sundurma olan bu evin ismi Suffa ve oradakiler Suffa Sahabîleri... Fakirliklerinin verdiği küçüklük duygusu, ileride kimbilir hangi büyüklüklere erişecek kahramanlar... İşleri güçleri ibadet, gözyaşı, tefekkür, vecd...
Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı? Biz, onu nasıl bina ettik (kurduk) ve onu nasıl süsledik; onun hiçbir çatlağı yoktur.
Yere de (buna rağmen bakmadılar mı?) Onu (nasıl) yayıp döşedik ve ona sabit (ulu) dağlar koyduk! Orada gönülleri açan her çeşit çift (bitkiler) den bitirdik.
(Bunların hepsini, Allah'a) yönelen her kulun kalp gözünü açmak ve (ona) ibret vermek/ (kulluk görevini) hatırlatmak için (yaptık).
Gökten de bereketli bir su indirdik; onunla da bahçeler ve biçilecek tane(li ekin)ler bitirdik.
Kullara rızık olsun diye, küme küme tomurcuğu olan uzun boylu hurma ağaçları (yetiştirdik). Biz o (su) ile ölü bir memlekete can verdik, işte (kabirden dirilerek) çıkış da böyledir.
...
Biz ilk yaratılışta aciz mi kaldık (ki tekrar diriltemeyelim)?