Puan vermedi·240 syf.··
2026 89. kitabı
KAN DAVASI . #reşatnurigüntekin in edebi yolculuğunun son eserlerinden biri " Kan Davası ". Ölümünden sonra yayınlanan toplumsal bir eleştiri romanı . Ömer'in hikayesi askerlik dönüşü karşılaşıp konuştuğu ona su veren çocukla yön buluyor. Onun peşi sıra Yukarı ve Aşağı Sazan olarak ikiye ayrılmış Bozova da kalmayı kabul ediyor öğretmen. Ama bilmiyor ki büyük bir nefretle çizilmiş bu iki yakanın arası: #kandavası . İdealisttir Ömer Öğretmen, merhametlidir. İki köyü barıştırmak, çocukları okumaya başlatmak için çabalar bu hikayede. Doğanın eşsiz tasvirleri ile her satırda geçmiş şerit gibi akar gözümüzün önünden. Belki de en çok can acıtan, hala bu davaların sürdüğünü bilmektir bizlere. Okurken keşke Ömer Öğretmen son uğraş veren olsa, bitmiş gitmiş olsa bu olaylar derken yurdumuzun belli kesimini düşünüp üzülmemek elde değil malesef... Savaştan çıkmış yorgun Anadolu insanının, toplumsal yaralarının, cehaletin, yoksulluğun ve eğitim yoluyla değişen yaşamların mücadelesini kalemine her kitabında hayran kalarak okumak şahane bir duygu. Bir yanda vicdan ve merhamet, bir yanda ezeli bir rekabet. Ve bilginin gücünü silaha karşı kullanan bir öğretmen. Ömer'e destek olan Murat , sert görünen tehlikeli Müslim ve felakete götüren Osman ve Fettah!! Toplumsal yaramıza tuz basan kitap, Reşat Nuri'nin enfes betimlemeleri ve sevginin_bilginin ve sabrın yolumuzu aydınlatan ışığıyla neler yapılabileceğinin göstergesi. Yine yeni yeniden hayran kalarak #iyiki okudum .
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2026857 okunma
Puan vermedi·264 syf.·
2026 444. kitabı
İnsanlar birbirlerini ilk "halleri" ya da "biçimleri"yle görmeye ve buna uygun bir ritim tutturmaya yatkındırlar. Sevdiklerindeki değişimleri, yaklaşan dönüşümü fark etmekte müthiş zorlanırlar. Sonunda yeni kişiyi nihayet algılayabilseler bile bu sefer de ritmi değiştirmekte zorlanırlar. Anais Nin Bir felsefe hocası olan Lazare Vilain’in Nîmes Hapishanesi'nde mahkûmlara felsefe dersleri vermek üzere görevlendirilmesini konu alır. Mahkûmlarla Sokrates, Kant ve Marx gibi filozofları tartışırken hayatın kendisine bir oyun gibi gelmeye başlamasını ancak zamanla işlerin içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesini anlatan çarpıcı bir romandır Kodes’in başkarakteri Lazare Vilain, Fransız Rivierası’nın sağlam kavgacılarından, genelev fedailerinden, soyguncularından ve katillerinden, müptezellerinden ve müptelalarından oluşan ilk ve tek felsefe okulunu kurduğunu hayal eder. Onlarla her gün Kant’ı, Marx’ı, Sokrates’i, Sartre’ı, Schopenhauer’i, erdemi, cesareti, ölümü, aşkı tartışır. Onun için “hayat yeniden lezzetlenmiş, ciddiye alınmayacak bir oyun haline gelmiştir.” Ancak yanılır. Bu oyun hayatını altüst etmeye başlar ve önünü alamadığı bir karmaşanın içine sürüklenir; en kötüsü de karşı çıktığı şeyin kendisine dönüşecek olmasıdır. Kodes Nîmes Hapishanesi’nde felsefe atölyeleri düzenlemesi için gelen teklifi hemen kabul eden bir felsefe hocasının, Lazare Vilain’in deri değiştirme hikâyesidir. Felsefeyi kodese taşımak onun için felsefeyi anayurduna geri götürmektir. Orada felsefe yalnızca “kentli entelektüelleri” ilgilendiren bir uğraş olmaktan çıkacaktır. Peki, Lazare Vilain’i harekete geçiren nedir? Soruların cevaplarını burda okuyunca bulacaksiniz Kodes
Edebiyat & Roman
KodesAlain Guyard · Kolektif Kitap yayınları · 201780 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Bu kitap ve bu tür kitaplarda Yer almakta olan zihniyeti Dünyaya egemen kılmak için Uğraş vermekte olan kimselerin amacı, Bireyleri daha fazla bencil / bireysel Ve kibirli yapmaktır. Bu 3'ü birbirinin aynı gibi görünse de Esasında her adımda birbirini tetikleyen Ve bir bakıma her aşamada Medeniyeti çökertmek adına Dünyaya servis edilen Ve geniş kitlelerce de kabul görmüş olup İşlerin biraz daha kontrolden çıkmasına Olanak sağlamakta olan Birbirinden ayrı 3 farklı basamaktır. Ve bu 3'ü bir araya gelince Medeniyet çökmeye başlıyor. Bencil bir kimse, sadece kendini düşünür. Bireysel olan, sadece ve sadece Kendi çıkarlarını gözetir ve kibirli olan ise Ben, Ben ve Sadece ben dediğinden, İstediğini yapmayı kendine hak görmektedir. Bunlar da medeniyeti çökertmek için Zaten yeterlidir... Yasa 2 : Dostlarınıza güvenmeyin,
1000Kitap
İktidar - Güç Sahibi Olmanın 48 YasasıRobert Greene · Altın Kitaplar · 20233,637 okunma
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 11:44
Yaşam tarzları, hayata bakışları ve stoacılık gibi fikir dünyalarıyla Müslümanların olması gereken kayıp kimlikleri olarak görmek mümkün Japon halkını. İkinci dünya savaşında aldıkları yaralara ve hatta yedikleri 2 atom bombasına rağmen bugün teknolojiden eğitime, kültüre kadar her sahada imrenilesi bir medeniyet örneği sergiliyorlar. Uzun ömür bahane ancak hayat felsefeleri ile bizi biz yapan hayatın anlamını bulma yolculukları ile (ve tabi ki Ikigai yani anlamlı birer uğraş ile) onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Sentez yapabildiğimizde karakterimize yaşayışımıza ve inancımıza çok pozitif etkileri olacağına inanıyorum.
Alıntı
Ikigai - Japonların Uzun ve Mutlu Yaşam SırrıFrancesc Miralles · İndigo Kitap · 202024bin okunma
9/10
·160 syf.··
2026 1. kitabı
Albert Camus Sisifos Söyleni, yaşamın saçmalığıyla başka bir deyişle absürt ile bizi yüzleştiriyor. Ara sıra durup kendime şunu soruyorum; Ben gerçekten yaşıyor muyum, yoksa sadece aynı günü tekrar tekrar mı tüketiyorum? Her sabah kalk, aynı düşünceler, aynı yorgunluk, aynı mücadele. Sanki görünmeyen bir döngünün içindeyim ve çıkışı yok gibi. Labirent misali. Albert Camus tam da bunu anlatıyor aslında. Sisifos'un cezası; kocaman bir kayayı dağın tepesine çıkarmak fakat tam “bitti” diyor ama kaya geri yuvarlanıyor. Ve o tekrar başlıyor. Dışarıdan bakınca çok net bir çıkarım var, boşuna çaba. Anlamsız bir uğraş. İnsanı delirtecek bir döngü. Ama işin aslı öyle değil diyor Camus ve ekliyor, hayat zaten böyle. Biz anlam arıyoruz. Hayat ise hiçbir şey söylemiyor. İşte o çarpışmanın, o hissin adı, absürt. Peki ne yapacağız? “Her şey anlamsızsa bırak gitsin” mi diyeceğiz? Yoksa...Asıl mesele devam etmek mi? Anlamsız olduğunu bile bile devam etmek sanırım başkaldırının en saf hali. Ve Camus en sonunda diyor ki, “Sisifos’u mutlu hayal etmek gerekir.” Çünkü o artık kaçmıyor. Kaderinin farkında. Ve yine de o kayayı itiyor. Belki de mutluluk dediğimiz şey… Her şey yolunda olduğu anlar değil. Belki de düştüğünü bile bile tekrar kalkmaktır mutluluk. Şimdi dürüst olalım… Senin kayan ne? Seni her gün aşağı çeken o şey ne? Ve daha önemlisi, pes mi ediyorsun… yoksa hâlâ itiyor musun? Ben pes ederken bulsam da kendimi bir absürt döngüsünde olmaktan korkmuyorum...
Sisifos SöyleniAlbert Camus · Can Yayınları · 202011,3bin okunma
10/10
·248 syf.·
2026 28. kitabı
Bazı kitaplar olay anlatmaz; insanın içinde yıllardır susan bir yeri konuşturur. Bu kitap da benim için tam olarak böyle bir yerde durdu. Lara’nın hikâyesi, yalnızlığın sadece bir odada tek başına kalmak olmadığını; bazen kalabalığın içinde, aile içinde, hatta insanın kendi içinde bile kaybolabileceğini gösteriyor. Sessizlik, boşluk, duvarlar, çizimler, deniz ve fırça darbeleri roman boyunca yalnızca birer ayrıntı değil; karakterin iç dünyasına açılan kapılar gibi işlenmiş. Kitabın en sevdiğim tarafı, acıyı büyük cümlelerle bağırmak yerine çoğu zaman küçük nesnelerin içine saklamasıydı. Bir fincan, bir duvar, bir çizgi, bir kuş, bir boşluk… Hepsi Lara’nın içindeki kırılmayı ve sonra yavaş yavaş kendini onarma çabasını taşıyor. Özellikle Lara’nın çizerek kendini bulmaya başlaması etkileyiciydi. Çünkü burada sanat, süslü bir uğraş değil; insanın kendi varlığına dokunma biçimi olarak karşımıza çıkıyor. “Ben buradayım” diyemeyen birinin, bunu renklerle ve izlerle söylemesi kitabın en güçlü yanlarından biri. Yer yer melankolik, yer yer iç burkan ama sonunda insana küçük de olsa bir ışık bırakan bir metin. Sessizliği, yalnızlığı, aile baskısını, ait olamamayı ve iyileşmenin sancılı yolunu seven okurlar için oldukça dokunaklı bir kitap.
Yaşamak Hiç ÖğretilmediOğuzhan Kuş · Cinius Yayıncılık · 202575 okunma