Biraz konunun küresel değil de bireysel yanlarına yoğunlaştım. Şu çeşit çeşit istibdatın içimdeki etkilerine odaklandım.
Atanamamış ve iş dünyasındaki aptallıklardan kısa sürede bezmiş, üstelik gerçekten birçok açıdan şevki kırılmış hissediyorum. Mesela hiç Osmanlıymış gibi hissetmiyorum. Hani Osmanlı be. Bunu abartmalıyız belki. Köklü bir geçmiş ya da güçlü bir şimdiye ait hissetmiyorum. Damarlarımda asil bir kan coşmuyor. Bu çarpık sistem adeta kimliğini eritiyor insanın. Kendime hemen şimdi şevk ve çalışma reçete ediyorum.
Başkalarının hilelerinden zarar gördüğü halde hile yapmaktan kaçınan herkese de selamet diliyorum.
Bu karmaşa içinde ittifak kurmak zor olabilir. Ama Al-i İmran 159. ayeti hatırlamalıyız. Peygamberimiz amcasını da kaybettiği Uhud savaşında, kendi fikri ve rüyası müdafaadan yanayken, istişare ettiğinde cephede savaşalım çıkmasına riayet ediyor. Okçuların terk etmesi ve yenilgi, ağır kayıplar... Ayet bu hadise üzerine iniyor:
"Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'dan mağfiret dile. (Yapacağın) işlerde onlara da danış, bir kere de azmettin mi, artık Allah'a dayan. Muhakkak ki Allah kendine dayanıp güvenenleri sever."
Belki benzer bir durumdayız ve şefkatle iletişime çokça ihtiyacımız var.