Sordular: “Ya Resûlullah! Ne yapalım şehitlerimizi, Medine’ye mi götürelim, burada mı defnedelim.” Efendimiz: “Burada defnedin kıyamete kadar gelecek mü’minler burada onları ziyaret etsinler, onlara selam versinler. Allah’a yemin olsun ki kim onlara selam verirse, onlar, bu selamları duyar ve bunun karşılığını verirler.” buyurdu.
O (Abdullah b. Mes'ud), .. şöyle dua edermiş;
"Allah'ım! Senden geri dönüşü olmayan bir iman, tükenmeyen nimetler ve ebedi cennette Rasûlün Muhammed'in dostu olmayı isterim."
… ondan bugüne 848 hadis ulaşmıştır.
… Hz. Ömer onu Kûfe'ye muallim olarak gönderdiğinde Kufelilere hitaben bir mektup yazdı ve onu oraya göndermekle, onları kendisine tercih etmiş olduğunu söyledi. Yetiştirdiği öğrenciler Küfe ekolünün ve doğal olarak Hanefi mezhebinin ataları oldular.
Gençler! Yüreğinize cesaret, aklınıza kuvvet, bacaklarınıza Uhud sağlamlığı gelsin isterseniz, adı Abdullah b. Mes'ud, lakabı (Abdullah b. Abbas'la beraber) "Kur'an'ın tercümanı" olan bu gencin öncelikleri neymiş, ömrünü nerelerde harcamış, bu kuvveti nereden bulmuş bir bakın bakalım. Öncelikleri ile vakitlerini harcadığı yerler birbirine uymayanlarımız da iradelerini bir yoklasınlar.
17. Hem sonra onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Bu, ayrıca mü'minleri güzel bir denemeden geçirmek içindi. Gerçekten Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
18. Bunu gördünüz, bir de kafirlerin tedbirini Allah'ın zayıf düşürmesi var.
19. Fetih istiyorsanız (ey kafirler) işte size fetih (!); ve eğer vazgeçerseniz, bu, hakkınızda daha hayırlı olur; yok döner yine başlarsanız, biz de başlarız. O zaman askeriniz çok da olsa, size en ufacık bir yarar sağlamaz. Çünkü Allah, inananlarla beraberdir.
Mus’ab, Habeşistan’a dönmek üzere giderken, Yesrib’e dönmek üzere değil, ölmek üzere gidiyordu. Mekke’den haber duyup geri dönme hesapları değil, Yesrib’i Medine kılıp onları davet etme hesapları yapıyordu. Böyle olduğu için de 15 kişi ile Habeşistan’da yapamadığı işleri tek başına Yesrib’de yapıyordu. İşte meselenin Mus’ab penceresinden bakıldığında en temel farkı bu idi. Burada Mus’ab b. Umeyr bize çok önemli bir hakikati öğretiyor ve diyor ki: “Yaşadığınız coğrafyayı siz nasıl görüyorsunuz? Habeşistan olarak mı Yesrib olarak mı? Eğer yaşadığınız toprak Habeşistan ise siz orada sadece sığınmacısınız. Yok, eğer Yesrib ise siz orayı fethetmeye giden bir fatihsiniz.”