I- Orhun sözü Türkçe metinlerde en eski olarak Moyunçur Kağan âbidesinde geçer. Bu âbidenin şimal cephesinin 3'ncü satırında Orkun şeklinde ve cenup cep-hesinin onuncu satırında yalnız Orkun şeklinde Orhun kelimesi zikrolunmuştur. Bu âbideyi bulup neşreden Fin âlimi Ramstedt bu kelimeyi pek doğru olarak Oruqun diye okuyor. Çünkü Orkun harfi eski Türk alfabesinde ko, ku, ok, uk şekillerinde okunan mürekkep bir harftir.
II- Ramstedt'in bunu Orokun diye okumamasına sebep Türkçedeki bir ahenk hususiyetidir. Çünkü Türk-çede bir heceden fazla olan sözlerde ilk heceden başka hiç birinde O ve Ö seslileri bulunamaz (İstanbul şivesin-deki hal sigası müstesna).
III- Ramstedt'in okuyuşu doğru olmakla beraber bu söz Orqun diye de okunabilir. Çünkü eski Türk âbidele-rinde imlâ kaidelerine pek o kadar dikkat olunmadığın-dan Orkun harfinden sonra bir Orkun yazılmakla beraber Orkun imlâsı yerine Orkun imlâsı kullanılmış olabilir.
IV- Fakat her ne de olsa bu kelime ancak Oruqun veya Orqun yahut da Uruqun veya Urqun şeklinde olabilir. Orqon (Orhon) şeklinde okunmasına imkân yoktur. Çünkü ne Gök Türkçe ve Uygurcada, ne de Çağataycada ve Osmanlıcada (yani eski yeni bütün edebî lehçelerde) birinci hecedeki "O"dan sonra, ikinci hecede "O" seslisi gelmez. İşte misal: dol-du, yor-gun, sol-gun, O-dun, o-lur, yo-lu-muz, dol-dur-mu-şuz. Hatta Türk halkı yabancı kelimeleri bile bu telaffuz kaidesine uydurur, doktor yerine doktur der.
V- Bugünkü Saka, Altay ve Kırgız Türklerinde ahenk kaidesi daha ileri giderek edebî lehçelerdeki bu hususi-yete zıt bir şekil almıştır. Yani bu lehçelerde "O" ile baş-layan bir kelimenin ikinci hecesinde de "O" sesli harfi olabilir. Fakat bu lehçeler edebî lehçe değil mahallî ve umumî Türk kaidelerinden uzaklaşmış küçük lehçelerdir. Aynı zamanda Gök Türkçenin de
Avamdan insanda, iki itibar vardır. Birinci itibarın yüksek vasıfları, bu çeşit insanda, zayıf ve örtüktür. Hattâ bazan avamlık o derece galip gelir ki, o insanda, iyi ahlâka sadece bir istidat baki kalır. İnsan, avamlık derecesinden yava yava , ilâhî yakınlık derecelerine yükseldikçe, ilk hakikati galip duruma yükselerek, dü ük vasıfları ve iyi
ahlâkı eksilir; üstün vasıfları ve iyi ahlâkı da artar. İşte bu terakkî derecelerine ulaşıldıkça, avamlıktan kurtulup; havaslık, yani seçkinlik, üstünlük o derece galip gelir ki, bu kez
insanda, kötü ahlâka yalnızca bir istidat baki kalır. Büyük velîler gibi... Bazan isitidat bile
kalmaz. Peygamberlerde olduğu gibi...
Cinsiyetler arası maaş farkının sistemik nedenleri kitaba göre şu şekilde şekillendirilebilir:
- Kadınlar çok daha yüksek oranlarda yarı zamanlı çalışmaktadır. Örneğin UK'de yarı zamanlı çalışanların %75'i kadındır. (K 42 - E 11)
- Yarı zamanlı işlerde saatlik ücret genelde daha düşüktür. İskoçya'da tam zamanlı çalışanlarda cinsiyet ücret farkı %15 iken, tam zamanlı çalışan erkek vs. yarı zamanlı çalışan kadın ücretleri arasındkai fark % 32 idir. UK tam zamanlı medyan saat başı ücret 14 sterlin iken, yarı zamanlı için 9.12 sterlin idir.
- Kadınların domine ettikleri sektörlerde tarihi trendler incelendiğinde ücret düşüşü izlenmiştir - ABD'deki nüfus verilerine göre bir endüstriye çok sayıda kadın giridinde o endüstrinin düşük ücretlere yöneldiğin ve "saygınlığını" yitirdiğini görüyoruz
- Doğum yapmanın etkisi de ortadadır - ABD'de evli anne ve babalar arasındaki ücret farkı, çocuksuz ve bekar olan kadın ve erkeklerle karşılaştırıldığında 3 kat fazladır.
- Ücretsiz çalışma sosyal transferlerini katınca bile birçok ülkede kadınların erkeklerden hayatları boyunca %31 ila %15 arasında daha az kazandığı görülmektedir.
Ayrıca anne olduktan sonra kadınların kariyerlerini bırakma oranları yüksektir. Mesela Japon kadınların %70'i, ilk çocuğunu doğurduktan sonra 10 yıl veya daha uzun çalışmayı bırakmaktadır (sf 115). Olumlu etkisi görülen politikalardan biri doğum izni üzerinedir:
- Babalık izni aslında uzun yıllardır bazı ülkelerde mevcuttur. Ancak uzun yıllar çok düşük oranlarda kullanılmıştır (İsveç %6; Güney Kore için 'acıklı derecede az :D denmiş).
- İsveç'te bu oranı değiştiren politika: Doğum iznini ana-babaya ortak vermek, örn 14 ay ve 3 ayı babaya ait. Baba kullanmazsa bu izin yok oluyor ve çiftin genel ödeneğinden kesinti yapılıyor.
Türkiye'de de uzun yıllardır
ILO 1930'dan beri kimsenin 48 saatte fazla çalışmamasını bir koşul olarak belirlemiştir.
Haftada 55 saatten fazla çalışmanın kadınların depresyon ve kaygı riskini belirgin ölçüde artırdığını, erkeklerde ise istatitiksel olarak anlamlı bir etki yaratmadığını gösteren araştırmalar mevcuttur (UK, 1997-2004 verisi, 2011 analizi).
İsveç - orta derecede fazla mesainin kadınlarda hastaneye yatma ve ölüm oranlarını artırdığını, ama erkeklerde koruyucu bir etki yarattığını gösteren araştırma
ABD - benzer fark gözlenmiş - orta derecede fazla çalışma, erkeklede daha düşük kalp hastalığı, kronik akciğer hastalığı ya da depresyon riski ile ilişkilendirilmiştir. Kadınlarda ise kalp hastalığı ve kanser gibi ölümcül hastalıklara yakalanma olasılığında "ürkütücü düzeyde" artış görülmüştür.
Buradaki fark, yazarın iddiasına göre cinsiyetler arası bir hassasiyet farkını değil; yükü olan ve olmayan çalışanlar arasındaki farkı göstermektedir. Ücretsiz işler hesaba katıldığında kadınların mesai saatleri ILO'nun önerisini (hatta koşulunu) fazlasıyla aşmaktadır.
BK'da demans hastalarına ücretsiz bakan tüm bakıcıların %70'i kadındır. Kadınların bir kişiye kesintisiz yoğun bakım sağlaması ve demanslı bir kişiye 5 yıldan uzun bakma olasılığı erkeklerden iki kat fazladır. (sf 95)
Erkekler dinlenmeye kadın akranlarına göre günde en az bir saat daha fazla zaman ayırabilirken (ABD verisi), erkekler eğlenceye kadınlara göre haftada beş saat daha fazla zaman ayırabiliyorlar (UK verisi, sf 96)