İçim ukde mezarlığı
İyi geceler
"Sanki beni seyrediyorlarmış gibi özenle yaşadım... Oysa sahne bomboştu, bekledigim seyircilerse hiç gelmedi." diyor Osamu Dazai. Dünyanın tek cümlelik özeti bir cümle. Elâlem ne der korkusu, aşık ve beyhude bekleyişler, hiç olmayacak idealin ve hiç var olmayacak o insanın imkânsız hasreti, bitimsiz bir dünya koşturmacası, hirs ve rekabetin gürültüsü ve sayısız ukde & keşke sızısı ve çoğusu hiç olmayacak sayısız tûl-i emel planları içinde; kendisi olmaya cesaret edemeden, öyle ansızın yaşamı kayıp gidiyor milyonlarca insanın elinden.
1000Kitap
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
“Hiçbir çiçek kendi kokusunun propagandasını yapmaz.”
İçim ukde mezarlığı. Ukdenin diğer adı düğümdür. İyi şeyler zorlukların ardında gizlidir. İnsan kendi çaresizliğini perdelemek için ulaşamadıklarına kader deyip geçer hep. Ama içinde büyüyen hüzün hiç geçmez. Boşluğuna denk gelmiştir sevdiyse. İncelik insanın zaafıdır; tuzağa çeker onu. Duyguları yanıltır çoğu zaman ve insan önce kendine yenilir. Başımda biraz sevda muamması, Biraz berzah kaygısı, Biraz da dünya ağrısı var. Geçmişim gelecekten intikam alır gibi Bu düğümü çözmek mahşere kalır gibi Yıldırım Kerem Çambel
1000Kitap
SELİM GÜRBÜZER KİTAPLARI-KDY
ÖLÜM BİR “MİHRİBAN” SELİM GÜRBÜZER Sarı saçlarını deli gönlüme Bağlamışım çözülmüyor Mihriban Mihriban Ayrılıktan zor belleme ölümü Görmeyince sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Yar değince kalem elden düşüyor Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor Lambada titreyen alev üşüyor Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban Tabiplerde ilaç yoktur yarama Aşk değince ötesini arama Her nesnenin bir bitimi var ama Aşka hudut çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban Evet, aşka hudut çizilmiyor. Nasıl çizilsin, öyle bir aşktır ki bu; -Mecnun 'Leyla Leyla' diye çöle düştüğünde ilahi aşkta bulur kendini. -Necip Fazıl aynaya ‘Hani ya kendim” diye sorduğunda tıpkı bir askerin komutanı karşısında oku sadakta elde kemendiyle emrine amade esas duruşta beklediği gibi ‘Benim Efendim’ dediği Abdülhakim Arvasi’ye bend etmiş halde bulur kendini. -Muhsin Yazıcıoğlu kuyu gölgesi üşüdüğü Yusufiye’den “Sonsuzluğa ulaşmak istiyorum” diye ötelere kanatlandığında kar beyaz toprağın bağrına düşüp sonsuzluk kervanında bulur kendini. -Abdurrahim Karakoç ise lambanın titreyen alevinde üşürcesine “Sevgi yetmiyor” diyerek kendini aşkın gözyaşı mihrabında bulur. Belli ki bu üşüme bildiğimiz cinsten üşümek değil. Bu üşüme halini iki güzel insanın hal ve ahvalinden ancak çözebiliyoruz. İşte o iki güzel adam Muhsin Yazıcıoğlu ve Abdurrahim Karakoç’tan başkası değil elbet. Üşüme hadisesinin en yoğun yaşandığı Kahramanmaraş adına yakışır bir şekilde, nasıl ki 80 yıl öncesinde Karakoç’u Mihriban’ca kendi toprak basar kucağında sarıp sarmalamışsa, Muhsin Yazıcıoğlu’nu da tarihler 2009 Martını gösterdiğinde bu kez o en soğuk kış ayazında Keş dağlarında kar beyazca sarıp sarmalayacaktır. Öyle anlaşılıyor ki; Karakoç’a Kahramanmaraş
"Sanki beni seyrediyorlarmış gibi özenle yaşadım... Oysa sahne bomboştu, beklediğim seyircilerse hiç gelmedi." diyor Osamu Dazai. Dünyanın tek cümlelik özeti bir cümle. Elâlem ne der korkusu, aşık ve beyhude bekleyişler, bitimsiz bir dünya koşturmacası, hırs ve rekabetin gürültüsü ve sayısız ukde & keşke sızısı içinde kendisi olmaya cesaret edemeden yaşamı kayıp gidiyor milyonlarca insanın elinden.
Görüyor ve biliyorum ki olmayacak, fakat yine de olmak istiyorum. Yakınından geçmek, belki de bir çay içmek, iki kelam etmek. Bu nedir diye sordum şimdi kendime; sanırım bir ukde, sevgi tomurcuğu olsa gerek. İçgüdülerim hiç beni yanıltmadı. Bu ilk olsa şaşırmam. Er ya da geç olacak olan olacaktır. Nedir ona çeken, acıya bulanmış gözlerinin içindeki umut ışığı? O direniş, hayata tutunmak, hayatı sevmek ve onları bir arada tutan öfke. Öfkeden çok olan üzüntü...
Duygu ve Düşünce