Sar beni, üşüyorum... (Öykü)
Eskiden çok seviyordum o şiiri. Şimdi daha çok seviyorum. Vallahi üstümü başımı yırtacağım, avazım çıktığı kadar bağıracam. Bağırmak istiyorum çünkü. Öyle normal bağırmak değil. Mahalleye anons
El Kirleten Aynalar
Mürekkep kokusundan yağ kokusuna giden yol, insanın kendi içine yaptığı en uzun yolculuklardan biridir. İletişim fakültesinin o havadar, teorik koridorlarında gazetecilik okurken, dünyayı kelimelerle
Duygu ve Düşünce
Nerede o eski bayramlar yüzsüzlüğü: Siz eski insan mısınız ki?
Bugün bayram diye nenemlere gittik. Bir baktım bizden 1-1.30 saat önce giden teyzem ve kuzenim salonun yerlerini süpürüp koltukları siliyordu. Şaşkınlıktan sonra nenemle selamlaşınca söylediklerinden
Gadir-i Hum
Gırnatasını çalıyor içli içli Bir ağustos böceği misali Tabiatın şaşalı görkemi. Durdurmuşlar ancak, seçmişler -otuz sekiz bin yedi yüz adam içinden Sen, gel ulan buraya, gel!-
Alıntı
Tokat üstüne tokat indiriliyor. Her şeyi geçin, her kötüyü geçin, her iyiyi geçin. Yeni bir dava sayfası sanki bu. Durun diyor memur. Önce bu adam. Niyeti ne anlaşılsın -itin- öyle diyor: duyuyorum, inkâr da edecek değilim: içinin kibir tozlarını. Çekip çekip duruyor azalan havayı. Dur durak bilmez: bilinmez yerdeyim. Adam falan da değiliz açıkçası. Bir -puşt- gibi bakılıyor suratımıza. Hem, size ne oluyor ki ulan! Öyle diyecek ama, duruyor köşesinde. Kalem tıkırdatıyor -mekanizma bozulacak bugün- ama istemiyorlar. Ama hiç kimse istemedi ki. Vazgeçtik mi sahi, gerçeklerimizden? Tokat üstüne tokat. Parçala sağ yanağımı, sıyırıp da damarlarımdan: hiç fark etmez. Hayır. Biliyorum gerçeklerini. Gerçekleri sak-la-ya-maz-sı-nız. Öldürseler ya, haklı çıkaracaklar kendilerini. Bir şeyler bulunur. Öyle diyor öteden biri. Şu kameralar yok mu? Gözlerinden anlaşılıyor korkusu. Önce korkusuzlar dizilecek meydana -ağır,ağır- getirilecek hepimiz. Methiyeler değil ya. Sövgüler başlatılacak önce. Denilecek bu böyleyken, şu şöyle. Gerçek kimin umurunda ulan! Adam sahtekâr: iş tutmuş iblislerle. İstediğin kadar akıt gerçeğini. Gerçekten bir saray dik karşısına. İnkâr edecek. Ama ne koyar adama? Bir adam bile anlayamazsa derdini. Başka da bir şey değil.
Duygu ve Düşünce
Simkartınız yok. Adam akıllı bir wi-fi yok. Sıcaktan kendini hızlı hızlı tüketen şarjınız varken, yana yakıla aradığınız Türkistan Konsolosluğu tarafından ''biz yardımcı olamayız'' sözlerini duymak, ikinci defa hakkınızın yenilerek Kazakistan'da terk edilişinizin ispatı oluyor bazen. Diyorsunuz, ülkem yardımcı olur belki, aileme ulaşmakta zorluk yaşıyorum. Simkart lazım en azından, öyle diyorum adama. Adam bana şuradan alabilirsin, diyor :D Beni atıp gittikleri bir ülkeyi avucum gibi bilmem gerekiyor galiba :D Ayrıca, hiçbir hakkımı da savunmayışları, ulan bu adamı neden burada bıraktınız olmasa da daha kibar bir söylemden bahsedilmeyişi... kanına dokunur kiminin. Ancak, beni öylesine öteledi ki doğduğum vatan. Hiçbir şey de demiyorum artık. Korkunç bir alışmışlık var üzerimde. Demiyorlar, aç mısın, tok musun, adamlar sana ne dediler. Telefonu kapatmalarıyla ki o da yarım yamalak wi-fi aramasıyla gerçekleşen bir konuşma. İlişiği kesiyorlar. Tekrar bir teşekkür etmek istedim herkesin önünde :)
Hayata Dair