Bugün ne güzel gün karneler alındı ulaşım araçları bomboş 😂😂
1000Kitap
yurt dışına çıkarken bu uygulamalar hayat kurtarıyor! seyahatinizi kolaylaştıracak en iyi uygulamaları 1. `aroundme`: en yakın oteller, hastaneler ve acil ihtiyaçlar 2. `jiwire` – ücretli/ücretsiz en yakın wifi noktaları 3. `localeats`: en iyi yerel restoranları keşfedin 4. `moovit`: toplu taşıma ağları ve ulaşım rehberi 5. `xe currency`: döviz kurları ve para transferi 6. `packing pro`: gideceğiniz yere göre valiz kontrol listesi 7. `city guides catalog`: turistik bölgelerin temel bilgileri 8. `trip wolf`: internetsiz tur rehberi 9. `mapsme`: çevrimdışı harita & yön bulma 10. `tripadvisor`: gezgin yorumları & öneriler 11. `goldstar`: indirimli konser ve tiyatro biletleri 12. `rome2rio`: en uygun ulaşım rotalarını keşfet 13. `booking` / `airbnb`: otel & ev kiralama 14. `hotel tonight`: son dakika otel fırsatları `edit`: debe için teşekkür ederim
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mektubun Var
Mektuplu yıllar, mazinin tozlu raflarında kaldı artık. O yıllar çok daha güzel, anlamlı ve bir o kadar da özeldi. Evet, zorluklar vardı; imkânlar kısıtlıydı, ulaşım zordu. Elbette her devrin kendine has zorlukları da kolaylıkları da vardır. Konumuz bu değil; mektuplu yıllara bir yolculuk yapmak istiyorum. ​Mektup yazmak, sadece kelimeleri bir araya getirmekten ibaret değildi; kalbî duyguların, düşüncelerin ve özlemlerin kağıda dökülmesiydi. Elle yazmak bir emek ve özveri gerektiriyordu; kalem mübarekti çünkü. Duyguları ifade etmenin en zarif aracıydı. Dolma kalemle yazmak, yazının ruhunu besleyen bir özenin göstergesiydi. Bu, mektuba ve yazıya kalben önem vermekti.​ Mektupların içinde zarafet vardı; çiçek desenli mektup kâğıtları, her biri farklı bir hikâyeye ev sahipliği yapardı. Öyle ki güzel kokulu mektup kağıtları bile vardı. Kokulu mektup kağıtlarını seçmek, mektup gönderdiğimiz kişiyi ne kadar sevdiğimizi ve önemsediğimizi gösterirdi. Mektupların üzerine yapıştırılan pullar da o anın değerini artıran önemli detaylardı. Posta pulları belki de yıllarca arşivde saklanırdı; çünkü her bir pul, uzak bir yerden gelen bir özlemin ifadesini simgeliyordu. Özenle seçilmiş zarflar ise mektupta yazılan duyguların ne kadar kıymetli olduğunu gösterirdi. ​Mektubu postaya vermek için sarf edilen zaman ve emek, sadece bir zarfın kapatılması ve bir kutuya atılmasıyla sınırlı değildi. O zarf, kalbî duygularınızı sevdiğinize ulaştıracak bir köprüydü. Sonrasında günlerce gelecek cevabı beklemek; bir o kadar da heyecan dolu bir süreçti. Her an, o mektubun alıcısının eline geçmesini ve duygularınızın karşılık bulmasını hayal etmekle geçerdi. Her gün, bir umut ve merakla doluydu. ​Zamanla gelişen teknolojiyle birlikte her şey hızlandı. Dijital çağın hızı, mektupların getirdiği
KERTENKELELER DE DANS EDEBİLİR!..
Dünya giderek küçülüyor. Kütlesinde bir değişim olmuyor belki. Fakat iletişim/ulaşım imkânlarının gelişmesiyle uzaklıklar yakınlaşıyor. Gitmeler-gelmeler, söylemeler-duymalar, etkilemeler-etkilenmeler artıyor. [...] Âhirzamanla ilgili hadîsleri tefsir edenler "deccalin kırk günde dünyayı dolaşması" veya "öldüğünde bir şeytanın bunu dünyaya işittirmesi" gibi rivâyetleri de bu eşikten analiz ederler. Yâni, Efendimiz aleyhissalâtuvesselâm, gayb-âşinâ gözüyle bize âhirzamanda ulaşılacak iletişim/ulaşım imkânlarını sezdirmiştir. Elbette edeb-i peygamberîye yakışır bir tesettürle. Dikkatli nazarların aşabileceği bir billûrlukla. Bunlar da mûcizesidir. Yâni, haberi hakikat-i nübüvvetinin bir delili, örtmesi sırr-ı imtihanın bir gereğidir. Tabiî, ıskalamayalım, böylesi imkânların bedelleri de oluyor. Nasıl bedeller? Bu konuda fehmimize yardımcı olacak bir hadis-i şerif var. Aleyhissalatuvesselam bir mecliste ashabına buyuruyor: "Sizler karış karış, arşın arşın öncekilerin yolunu izleyeceksiniz. (Onların yaşayışlarını ölçü edineceksiniz.) Hatta küçük bir kertenkele deliğine girecek olsalar siz de onları takib edeceksiniz. Sorduk: Yâ Rasulallah! (İzlerini takib edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve hristiyanlar mı olacak? Buyurdu: Ya başka kimler olacaktı?" (Buhari, Enbiya 50; Müslim, İlm 6) Her imkanın bir imtihanı var. Ahirzamanda gelişen iletişim/ulaşım imkânlarının da bedeli toplumlar arasındaki etkileşimi arttırması. Evvelemirde bunun sadece hasenâtı gözümüze görünüyor. Fakat, kaçırmayalım, seyyiâtı da var. Çünkü hâkim/baskın kültür dediğimiz şey sonuçta imkanları da yönetiyor. **Hani şöyle bir söz vardır: "Medyanın gücü yoktur. Gücün medyası vardır!" denir. Bunun hakikatini yaşadıklarımız üzerinden de okuyabiliriz. Öyle ya. Bugün küresel medyayı kim
Tefekkürât
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌷Doğrusu, Sebe’ kavmi için yaşadıkları diyarda çok önemli bir ibret dersi vardı. Oturdukları vâdi sağından solundan, iki taraflı uzayıp giden güzel bahçelerle çevrilmişti. Peygamberleri onlara: “Rabbinizin size bahşettiği nimetlerden yiyin ve O’na şükredin. İşte sizin için ne hoş bir memleket, ne kadar da bağışlayıcı bir Rab!” demişti. 15 Fakat onlar bu dâvetten hoşlanmayıp, şükürden yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine, barajlarını yıkan meşhur Arim selini gönderdik de onların o güzelim bahçelerini buruk meyveli, acı ılgınlı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan virâne bahçelere çevirdik. 16 Nankörlükleri ve peygamberleri yalanlamaları yüzünden onları işte böyle cezalandırdık. Biz zâten çokça nankörlük eden inkârcılardan başkasını cezalandırmayız. 17 Onların yurtlarıyla bereketlerle donattığımız Filistin-Şâm diyarı arasında âdeta sırt sırta vermiş ve biri diğerinden görünebilen nice beldeler meydana getirdik; bunlar arasında da düzenli ve sistemli ulaşım imkânları sağladık. Kendilerine: “Oralarda gece gündüz güven içinde gezip dolaşın!” buyurduk. 18 Fakat onlar: “Rabbimiz! Seyahatlerimizde konaklama yerlerimiz arasındaki mesafeyi artır” dediler ve işledikleri günahlarla kendilerine yazık ettiler. Biz de onları nesilden nesle bir ibret levhası hâlinde aktarılacak efsânelere çevirdik ve tamâmen parçalayıp bölük bölük her tarafa dağıttık. Şüphesiz bunda zorluklara sabredip nimetlere çokça şükretmesini bilen herkes için nice ibretli dersler vardır. 19 #Tefsir: 📖 📖 Önceki kıssada Allah’ın verdiği nimetlere şükreden iki güzel kul misal verilmişti. Şimdi ise ilâhî nimetlere nankörlük eden bir kavim misal verilmektedir. Bu, Sebe’ kavmidir. Sebe’, Yemen’de yerleşmiş bir kabilenin ismi idi. Başkentleri bu günkü San‘a civarında yer alan Ma‘rib şehri
#𝙎𝙀𝘽𝙀_𝙎𝙐𝙍𝙀𝙎𝙞_𝙏𝙀𝙁𝙎𝙞𝙍☝️ 🌀 Süleyman’ın emrine de rüzgârı verdik. Onunla sabah gidişte bir aylık, akşam dönüşte de bir aylık yol alırdı. Erimiş bakırı onun için kaynağından sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun maiyetinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden biraz sapsa, ona hemen çok yakıcı ateş azabından tattırırdık. 12 Cinler Süleyman’ın isteğine göre mâbetler, kaleler, heykeller, havuz büyüklüğünde çanaklar, leğenler, yerinden sökülemez sabit kazanlar yapıyorlardı. Ey Dâvûd ailesi! Allah’a şükür olacak ameller işleyin. Doğrusu kullarımdan gereği gibi şükredenler pek azdır. 13 #Tefsir: 📖 📖 Bu âyetlerde de dünya nimetleri ve saltanatı bakımından Hz. Süleyman’a verilen hususi lutuflardan bahsedilir. Şöyle ki: Birincisi; Cenâb-ı Hak rüzgârı onun emrine boyun eğdirmişti. Süleyman (a.s.) seyahatlerini onunla yapardı. Sabah gidişi bir aylık mesâfe, akşam dönüşü de bir aylık mesâfe idi. Âyette geçen اَلْغُدُوُّ (ğudüv) kelimesi sabahtan öğleye kadarki, اَلرَّوَاحُ (ravâh) kelimesi de öğleden güneşin batımına kadarki zaman dilimini ifade eder. Anlaşılan o ki Hz. Süleyman bir gün içerisinde birkaç saatlik bir mesai ile, o zamana göre normal şartlarda iki ay sürecek bir seyahati gerçekleştirebiliyordu. Demek ki rüzgâr onun için günümüzdeki uçak seviyesinde bir ulaşım aracı vazifesi görmekteydi. İkincisi; onun için bakır madeni, bir kaynaktan suyun akması gibi, eritilip akıtılmıştı. Dolayısıyla tarihte eritilmiş bakırı ilk kullanan kişi, Hz. Süleyman olmuştur. Üçüncüsü; Hz. Süleyman’ın emrinde çalışan insanlar olduğu gibi, onun önünde ve kontrolünde çalışan bir kısım cinler de vardı. Bunlar, insanlara göre daha güçlü, kuvvetli ve maharetli olduklarından Süleyman (a.s.) ağır ve zor işleri onlara yaptırırdı. Âyet-i kerîmede onların: › مَحَار۪يبُ