[Metapolitika] uzun dönemli, derin bir siyasi dönüşümü tetiklemek için belirli fikirlerin ve kültürel değerlerin toplumsal anlamda yayılmasıdır. Metapolitika — illa belli bir partinin değil — küresel bir siyasi projeyi temsil eden ve o projeye ait olan ideolojik fikirleri yaymayı amaçlayan bir propaganda girişimidir.
Avrupa Yeni Sağı bu duruşu "etnik çoğulculuk" olarak tanımlıyordu: farklı grupların eşit olması ama birbirinden ayrı olarak yaşamaları. Bunun, bu grupların "farklı olma hakkını" koruyan, kendi kaderini tayin hakkını gözeten ve kendi iç etnik ve kültürel homojenliklerini kaybetmesine engel olacak bir fikir olduğunu savunuyordu. Avrupa Yeni Sağı bu toplulukların "etnokültürel" bir kimliği paylaştığını öne sürer ve etnisite ile kültür arasında indirgenemez ve koparılamaz bir bağ olduğunu ima eder. Bu görüşler Avrupa Yeni Sağı'ndan doğarak "kimlikçilik" adı verilen bir siyasi ideolojiye aktarılır, bu görüş Avrupa'da ilk kez 2012 yılında Fransız Bloc Identitaire adlı partide ve onun gençlik hareketi olan Génération Identitaire'da (Kimlikçi Nesil) ortaya çıkmıştır.
Matthew Roberts şöyle yazar. "İster savaş yanlısı bir neo-muhafazakar, ister serbest ticareti destekleyen bir Wall Street yatırımcısı, isterse de, Allah bilir dünyanın dört bir yanından kaç çocuğu evlat edinen bir Hollywood liberali olsun, neredeyse tüm elitistler [küreselciliği] benimsiyor." Roberts'in gözlemi pek çokları tarafından paylaşılan, bu küreselleşme yanlısı duruşu reddeden bir hareket (ve nihayetinde temsil) bulabilmek için yerleşik sağdan başka bir yere bakmak gerektiği hissini özetler. Makalesini şöyle bitirir:
Hala umut var. Medyadaki ve akademideki tüm propagandaya rağmen ülke çapında yapılan anketler Amerikalıların büyük çoğunluğunun Irak Savaşı'na, serbest ticarete ve kitlesel göçe karşı olduğunu ortaya koyuyor. Eğer karizmatik bir politikacı çıkıp sadece bu üç konuya bile odaklansa, geniş bir destekçi tabanı bulabilir."
"Küreselcilik" ve "küreselci" kavramları Alternatif Sağ tarafından giderek kötü emelleri için komplolar kuran kültürel ve iktisadi elitleri anlatmak için kullanılır olmuştur ve bu kavramda Yahudilere yönelik açık veya örtülü atıflar söz konusudur. Önemli Amerikan Alternatif Sağ figürlerinden Greg Johnson, 2015 yılında Counter-Currents Publishing'in web sitesine "küreselleşme evrensel özgürlüğe uzanan bir yol değildir. Boynumuza ebediyen Yahudi yularının geçirilmesini sağlayan bir kurgudur" yazmıştır. Bu tarz komplolar Yahudilerin kurumların kontrolünü ellerinde tuttuklarına ve sadece Yahudi çıkarlarına hizmet eden "köksüz kozmopolitler" olduklarına yönelik geçmişe uzanan aşırı sağ fikirlerden güç alır. Her iki terim de bir süreliğine daha geniş bir anlam kazanarak daha genel itibarıyla mal ve hizmetlerin değişimine ve daha fazla karşılıklı bağımlılığa destek veren her tür küresel siyasi kurumu ve anlaşmayı kapsar hale geldi. Küreselciliği eleştiren (gerek solda, gerekse sağdaki) kişiler küreselleşme ideolojisini BM, AB ve NAFTA nezdinde vücuda gelmiş gibi görür. Buna ek olarak, küreselcilik genellikle hukuki, askerî ve düzenlemeci bir tür gözetleme gerektiren; ve liberal demokratik yönetimlerin (hepsinin değil, çoğunun) ve BM Uluslararası Adalet Mahkemesi, NATO, IMF gibi ulus-üstü yapıların sürekli müdahalesini isteyen bir tür siyasi duruş olarak değerlendirir. Bu kurumlar kısmen küreselleşmenin kayırdığı ve desteklediği karşılıklı bağlılığı ve değiş tokuşu mümkün kılan siyasi ve iktisadi koşulları koruyan ve kollayan kurumlar olarak görülüyordu.
George Herbert Walker Bush'un 1991'deki başkanlığa adaylığını koymasını protesto eden Pat Buchanan "Batılı mirasımızın" "çokkültürlülük adı verilen bir çöplüğe atılmasına" karşı uyarıyordu ve "egemenliğinizi, herhangi bir kimsenin yeni dünya düzeni adı verilen masasındaki baş koltuk için satmamalıyız" diyordu.