Yine de bu yüzyılın (20. yy) ilk yıllarında Avrupa eğitiminin estetik arka planının çökmekte olduğu açıktı. Alman filozof Friedrich Nietzsche (1844-1900) onu entelektüel dünyanın iki ya da üç nesil ilerisine iten içgüdüsel sıçramalarından birinde gramerden kurtulduğumuzda Tanrı'dan da kurtulacağımızı söylemişti. Bu bağlantıyı hissetmekte haklıydı. Saksonya'da sıkı bir Pietist rahibin oğlu olarak doğmuştu. Babası o çok gençken ölmüştü ve annesi onu katı Protestan çizgide büyütmüştü (bu şekilde İskoç Aydınlanması'nın kimi figürlerini andırıyordu). Çok erken bir yaşta saygınlığı yüksek Basel Üniversitesi'nde klasikler üzerine profesör oldu. Ancak inancını yitirdi. Çok yakın sürede klasik akademisyenliğin anlamsızlığını keşfetti, toparlandı ve Wagner'den kaçtı. 1873-88 yıllarında çok iyi yazılmış, sıklıkla aforistik bir dizi felsefe çalışması üretti, bunlar arasında en başarılı beyanı İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) idi, ancak sağlığı kötüleşti ve duygusal dünyası o kadar karmaşık hâle geldi ki sonu delilik oldu. Nietzsche kendi hayatında "Tanrı'nın Ölümü", akademinin anlamsızlığı, bireyin doğasına dair yeni bir anlayış üzerine tartışmalar yaptı. Hedonistik çıkışı seçmekten kaçındı, ancak kara mizaha uzak değildi ve Hıristiyan ahlakın sağ kalan biçimlerinin yerini alacak yeni bir ahlak bulmayı denedi.
"Varoluşun ve dünyanın kalıcı olarak gerekçelendirilmiş olması yalnızca estetik bir fenomendir" diye yazmıştı. O ve pek çok takipçisi yeni bir irrasyonalizmi teşvik ediyordu, Benliğin kafası o kadar karışıktı ki (Romantiklerin "Je suis autre" sözü yerine "Je est un autre") yalnızca bir Brutalitätskur onun içerisinde birliğe ulaşabilirdi. "Diyorsunuz ki, iyi bir amaç her savaşı haklı çıkartır, ben diyorum ki iyi bir savaş her amacı haklı çıkartır." Nietzsche'nin çalışmaları