Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ancak 1906-1909 yılları daha önce olduğundan çok daha güçlü bir yönetim mekanizması yarattı. Eğitim, haberleşme, sağlık hizmetleri, kentsel yönetim, emniyet güçleri ve giderek çoğalan toplumsal refah aktörleri gelişip yayıldı. Devletlerin ekonomide rol almasına yönelik büyük bir baskı mevcuttu. Demiryolları bariz ve kısmen kazanılmış bir hedefti ancak başka birçok alan daha vardı. Kıta Avrupası uzun bir bürokrasi geleneğine sahipti. Ancak bu gelenek hiçbir yerde, devletin 1914'e kadar demiryollarının, hastanelerin, okulların ve hatta kimi fabrikaların işletmesini devraldığı Avusturya'da olduğu kadar güçlü değildi. Bu bir bakıma "karşı-Reform" hareketinin mirasıydı: Gösterişli bürokrasinin, yüksek vergilendirmenin ve bireysel girişimcilerin zarar edeceklerini düşündükleri için uzak durduğu, iş gücü arz eden, müsrif, şatafatlı kamu hizmetleri dönemiydi. Protestanlar (Bismarck'ın vakur arkadaşı Bostonlu John Motley'nin Dutch Republic adlı çok ciltli eserinde de gayet iyi bir şekilde anlatıldığı üzere) tüm bunlara her zaman küçümseyerek yaklaşmıştı. Ancak şimdi Protestan ülkeler bile bürokrasiyi yavaş yavaş kabullenmek zorunda kalıyordu. Büyük Britanya'da yerel yönetimler, eskiden kısıtlı bir bütçeyle iş görüyordu ve vergiler de oldukça düşüktü. Gerçekten de yerel yönetimler genellikle bir telefon ve yarı zamanlı çalışan sekreteriyle birlikte faal bir kişiden ibaretti. Teknokratik liberalizm çağında bu durum artık değişiyordu. Belli başlı Avrupa ülkelerinde bürokrasi ve vergiler çok keskin bir artış gösterdi:
Kamu Çalışanı Sayısı (askeri olmayan)
1881 1901 1911
Büyük Britanya 81.000 153.000 644.000
Fransa 379.000 451.000 699.000
Almanya 452.000 907.000 1.159.000
Prusya -
Söz konusu olaylar 1905'e ait huzursuzluklardı. Bu huzursuzluklara cevap devletten geldi. 1906'da sonra hükümetler, gittikçe daha teknokrat ve toplum mühendisliğine dayanan bir tutum benimsedi ve böylece 20. yüzyıl başladı.
Sosyalizm, devlet müdahalesiyle acil toplumsal reformlar sunduğundan parlamenter ülkelerde geniş bir imtiyazla güçlü bir şekilde ortaya çıkıyordu. 1880'lerde insanlar refahları için kendi çabalarına, ailelerine, kilise ya da özel yardım kuruluşlarına bel bağlamıştı. Sigorta şirketleri ve "dostluk" dernekleri yaşlılığa ve hastalığa karşı güvence sağlıyordu. Daha açık fikirli işletmeler emekli maaşı (demiryolu sektörüne olduğu gibi) ve hasta yatakları da veriyordu. Para 1895'e kadar değerini koruduğundan, tasarruflar geliştirilip postaneler bu amaçla kullanıldı. 1880'lerde Avusturya ve Belçika'daki klerikallerin hâkim olduğu rejimler köy tefeciliğine karşı yürütülen kampanyayı tamamlamak için (Avusturya'da bu tür tefecilik bir Yahudi-Protestan komplosu olarak düşünülüyordu) bilinçli bir şekilde postaneleri kullandı. 1890'ların sonunda Karl Lueger, Viyana'da Cochplatz'taki yer alan ve modernist mimarinin muhteşem bir örneği olan, Otto Wagner'in Postsparkasse'sinin yapımını finanse etti. Ancak 1895'ten sonra bu özel düzenlemeler, ılımlı devlet teşvikine rağmen çökmeye başladı.
1905 yılına gelindiğinde tüm Avrupa'da toplumsal çalkantılar baş gösterdi. Birçok hoşnutsuz insan statüko nefreti içinde eriyip birbirine karıştı. İşçiler greve gidiyor, köylüler ayaklanıyor, kadınlar başkaldırıyor, ulusal azınlıklar feveran ediyor, "devrimci sendikacılar" anarşiyle tehdit ediyor ya da daha ziyade anarşi vadediyor, genç orta-sınıf radikaller gösteriler düzenliyor ve liberal partiler sola kayıyordu.
Bu toplumsal patlamalar bölgeden bölgeye değişiyordu.