1890'ların başında yaşanan bir kuraklık, Avustralya'daki koyunların yarısının telef olmasına neden oldu. İngilizler gitgide kendilerine ait kömürü kullanmaya başladı, bu yüzden İtalyanlar ve Fransızlar da yüksek kömür fiyatlarını karşılamak için hidroelektrik kullanmayı kârlı buldu. Yüksek çelik fiyatları da Fransızları, Lorraine’deki ve daha sonra Normandiya'daki kendi demir madenlerini işletmek için önce Gilchrist-Thomas, sonra Martin yöntemini uygulamaya sevk etti; oysa daha önce içerdiği yüksek fosfor bunun kullanımına imkân tanımıyordu. Yeni yakıtlar bulmaya yönelik arayışlar, petrol sanayiinin de gelişmesini sağlamıştı. Rusya ve İran'da petrol ve gaz kuyularının kapasitesi artmıştı. 1890'da çok az bir üretim varken, 1900'de 21.000.000 ve 1910'da 42.000.000 ton petrol üretildi. Yüzyıl dönümünden sonra gemilerde dizel yağı kullanılabiliyordu, hava araçlarının gelişimi ise ucuz yakıta bağlıydı. Bu durum Rusya, İran ve Endonezya'da muazzam bir servet yarattı. Romanya'daki Eflak petrol kuyuları uluslararası ilgiyi üzerinde toplarken Steaua Română rafinerisi de büyük bir işletmeye dönüştü. Bolivya kalayı, şeker, kauçuk ve kahve için de benzer bir durum söz konusuydu. Bu servetler “kolonilerde”, eğitim almak üzere çocuklarını Avrupa'ya göndermek isteyen Latin Amerikalılar tarafından oluşturuldu. Buenos Aires golf kulüpleri, "Harrods"u, değerli gümüş kaynaklarını ucuza kapatmış "Map&Webb”iyle övünüyordu. Diğer Latin Amerikalılar ise, Hispanizm sayesinde, İspanya'yla olan eski ilişkilerini pekiştirdi. Daha önce Batı Hint Adaları'nda bir Fransız kolonisi olan Haiti'de melez burjuvalar çocuklarını eğitim almaları için Fransa'ya göndermenin, onları gemiyle başkent Port-au-Prince'a yollamaktan çok da fazla pahalıya mâl olmadığını gördüler. Güney Afrika'daki elmas baronları ve