1890'ların ilk yarısı, grafiklerin yeniden yükselmeye başladığı 1895'e kadar, "Büyük Bunalım"ın dip noktasını gördü. "Yeni bir yaşam" yaratmak şöyle dursun, bu iyimser devlet adamları 1890'ların başında gayet açık sınıf savaşlarıyla mücadele etti. Çoğu ülkede, şiddetli grevler yaşanıyordu ve yine çoğu ülkede 1890'larda sosyalistler bütün gücüyle siyasete girmişti. 1880'lerin çetrefilli tablosu 1890'larda yeni bir örüntü oluşmasına sebep oldu ve bu tarihten 1914'e kadar, siyasi atmosfere sınıflar arası gerilim ve uluslararası düzeyde hissedilen ani savaş korkusu hâkim oldu.
Bu dönemin temaları 20. yüzyıla dair temalardır: Silahlı kuvvetler, enflasyon, bürokrasi, doğrudan vergi düzeyleri, sendikal haklar, yerel yönetim, şehir planlama, orta öğretimin yeterli håle getirilmesi, Roma Katolik Kilisesi'ndeki "modernleşme", himayecilik, işsiz ve yaşlılara yönelik devletin sağladığı sağlık sigortası şeklindeki "toplumsal düzenlemeler".
Eskiden teknolojik ilerleme oldukça yavaştı ve askerî güçlerin doğası çok hızlı bir şekilde değişmiyordu. Ancak 1880'lerde birtakım karmaşık teknik değişiklikler yaşandı: Nişancıların görüşünü tartışmasız bir şekilde geliştirip onlara tam isabetli bir hedefe dönüşmeden ateş etme imkânı tanıyan dumansız barut ya da kordayt barutu; donanmalara, üslerinden hareket edip daha az yakıt, daha küçük bir mürettebat ve daha fazla silahla iş görebilmelerini sağlayan Parson tribünü; çok geçmeden de yaylı geri tepme mekanizmasının gelişimiyle, ağır silahlarda tekrar dolumu öncekinden çok daha kolay kılan seri ateş etme devrimi. Patlayıcılar ve metal mermi kovanlarındaki gelişmeler bu resmi daha da karmaşıklaştırdı. 1880'lerin sonuna gelindiğinde ordular her yerde bu değişimlere uyum sağlamıştı. 1888-1893 yılları arasında, Batılı güçler zorunlu askerlik sistemlerinin sıkılaştırdığında, çoğu ülkede askerî yasalar vardı. 1874'teki 93.000.000 mark olan Alman askerî harcamaları, "tekrarlanmayan" ("arızi") masrafların artışına (10.000.000'dan 244.000.000'a) mukabil, 1890'da 376.000.000'a yükseldi; İngilizler donanma harcamalarını 1880'lerde ikiye katladı; orduları için 1875'te 119.000.000 ruble harcama yapan Ruslar ise 1894'te 285.000.000 ruble harcadı.
Tüm bunların sonunda, Fransa ile Rusya arasında bir yakınlaşma baş gösterdi. Çar hem kredi hem de İngilizler ile onların "Akdeniz anlaşmaları"na karşı işbirliği yapmak için yüzünü Fransa'ya çevirdi. Şüphesiz III. Aleksandr Almanya'yla işbirliği yapmayı tercih ederdi ve diplomatları da sırf Almanları teşvik etmek amacıyla Fransa'ya sıklıkla kur yapıyordu. Söz konusu yakınlaşma çok uzun zamandır süren bir meseleydi ve ilk adımlar 1890'da atılmıştı. Fransa-Rusya arasındaki resmî ittifakın nihayet tasdik edilmesi Ocak 1894'e kadar sürdü.
1880'lerde uluslararası ilişkilerdeki durum gayet istikrarsızdı, öyle ki Avrupalı güçler aynı anda hem biri hem de diğeriyle işbirliği yapıyordu. Ama değişmeyen iki faktör söz konusuydu. Bunlardan ilki Fransa-Almanya düşmanlığıydı. Devrimin kendinden emin mirasçısı olarak "Üçüncü Cumhuriyet" milliyetçiydi. Hiçbir Fransız devlet adamı 1871'de Bismarck karşısında alınan yenilgiyi unutamazdı. Ayrıca kaybedilen Alsace-Lorraine eyaletleri de arada kalıcı bir ihtilaf teşkil ediyordu. Düşmanları 1885'te Ferry'nin kolonyal kazanımları, ulusal kazanımların üstünde tuttuğu söylentisini yaydı. Ancak General Boulanger'in rövanşizmi bizzat Fransızlar tarafından frenlendi ve milliyetçi şair Déroulède tutuklanıp sürgüne yollandı. Yine de Bismarck için kendi parlamentosunu Fransa'yla yapılacak olası bir savaşla korkutmak yeterince kolay olmuştu.
Diğer faktör ise İngiltere-Rusya rekabetiydi. Rusya 1877-1878'de, Osmanlı'yla yaptığı savaşın neticesinde geniş Bulgaristan topraklarında bir uydu devlet kurmuştu. Bu durum Büyük Britanya ve onun kadar olmasa da Habsburg monarşisinde, Rusya'nın Akdeniz ile Karadeniz arasındaki Boğazlar'a hâkim olacağı korkusunu uyandırdı. Rus Karadeniz filosu bu hâkimiyet sayesinde Akdeniz'de özgürce hareket edebilirdi ve bu durum Londra'dakilerin uykusunu kaçırıyordu. Zira bu koşullarda Rusya, İngilizlerin Süveyş Kanalı'ndaki konumunu altüst edebilirdi. Avusturya-Macaristan ise Rusya'nın Balkanlardaki Slavları devlet kurmaya teşvik etmesinden korkuyordu. Batılı Devletler hızlıca bir anlaşmaya varmak için 1878'deki Belin Kongresi'nde toplanmıştı. Bu anlaşma daha küçük bir Bulgaristan'ı, Osmanlı vilayetleri Bosna ve Hersek'in Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgalini ve Kıbrıs'ın İngilizlerce müsaderesini içeriyordu. Bununla birlikte, Balkanların
Klasik liberal dünya aynı zamanda uluslararası meselelerde de bölünmüştü. 1914’e yol açan bu bölünmenin 1870’lerin sonunda başlamış olması tesadüf değildir.
Almanya'da Bismarck, ağırlığını zafiyet, hastalık ve yaşlılıkla ilgili, işçi sınıfına yönelik kamu refah programlarını — ki bunlar Avrupa'da bir ilkti — kabul ettirmek için kullandı.