Tüm bunlar bir diğer radikal-liberal temayla ilişkiliydi: Genellikle "dört ayaklı hayvanlar" olarak görüldüğünden, dikkate de alınmayan köylülere karşı duyulan nefret. Köylüler liberal ekonomi ve eğitime kolayca uyum sağlayamıyor, Kilise'ye itaat etme eğilimi gösteriyorlardı. Çoğu Avrupa ülkesinde, Kilise ile köylüler arasında yakın bir bağ vardı. Kilise'nin İtalya'da, ulusal birlikten önce 2.500.000; Avusturya'da 4.000.000 akre toprağı bulunmaktaydı. Bu topraklar "meşruta" statüsündeydi, yani satılamazdı. Bu yüzden de kredi kurumlarının ilgisini çekmedikleri gibi yeterince bayındır da değillerdi. Liberaller bu durumu topyekûn israf sayarak toprak reformlarını uygulamaya koydu. Söz konusu reformlar çoğunlukla, Kilise döneminde durumları epey iyi olan küçük ölçekli çiftçilerin tahliyesi anlamına geliyordu. 1860'lar İspanya'sında, Seville civarındaki Kilise toprakları sekülerleşmeden öncesine kadar 6.000 kişiyi geçindirirken, sonrasında sadece 400 kişiyi geçindiriyordu. İtalya'da Kilise topraklarının ilgası ülkenin güneyinde geniş çaplı sıkıntılara yol açtı; bu topraklardan elde edilen gelir zamanında hayır işleri ve eğitimde kullanıldığından, bu iki kurum da kaçınılmaz olarak büyük zarar görmüştü. 1880'lere gelindiğinde, radikal liberaller yeniden canlanmış klerikalizme sosyalizmden daha berbat bir düşman olarak bakıyordu. Zira klerikalizm siyasi makineler, obskürantizm, eğitimin sonu, iktisadi hatalar, "köylülük", taşralılık ve "jargonlar" demekti. Bununla birlikte çoğu yerde iyi oranda oy toplamıştı: Neredeyse tüm Katolik İrlanda, hemen hemen Katolik Almanya'nın tamamı, (biçimsel olarak örgütlenmemiş olsalar da) İtalyan milletvekillerinin yarısı, 1885'te Fransa Temsilciler Meclisi'nin beşte ikisi ve 1884'ten sonra Belçika hükümetini daimi olarak kazandılar.