Arda Uludağ

Arda Uludağ
@uldgarda
Serbest Piyasa Anarşisti
1880’lerde Demokrasi
Bu on yıllık süreç daha gelişmiş ülkelerde "kitleler çağı"nın başlangıcıydı: Seçimler çok önemli olduğundan siyasetçiler partilerini örgütlemek ve popüler bir dil kullanmak zorundaydı. Büyük Britanya'da yetişkin erkeklerin yarısı 1868'den beri oy kullanıyordu; Fransa'da erkekler için genel oy hakkı mevcuttu; Prusya parlamentosu için (çok önemli değildi) olmasa da Bismarck'ın Reichstag'ı için erkekler genel oy hakkına sahipti. Fransa'nın seçkinleri (notables), Almanya'nın eşrafı (honoratioren) ve Büyük Britanya'nın "mümtaz vatandaşları" (eminent citizens) gibi yerel yöneticiler destekçilerini oy kullanma hakkının çok sınırlı olduğu zamanlardaki gibi rahatça hizaya getiremiyor, örgütlenmeye ve basına ihtiyaç duyuyorlardı. 1870'lerin sonunda, birçok parti bu duruma uygun hareket ediyordu. 1880'lerin ortalarında sistemi kırmaya çalışarak halk arasında heyecan yaratan Fransız milliyetçisi demagog General Boulanger'in, Amerika'da şahit olduğu seçimlerle maharetini geliştiren Dilon adında bir ajanı vardı. 1880'lerin sonunda Katolik siyasetçiler, rahipleri çoğu yerde (oldukça etkili) siyasi bir araç olarak kullanıyorlardı. Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger bu siyasetçilerin başında geliyordu, ancak İrlandalı siyasetçilerin de çoğu zaman ondan geri kalır yanı yoktu.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Reklam
1870’lerin sonunda liberalizmdeki değişim
1870'lerin sonunda klasik liberalizm başat konumunu her yerde kaybetti. Bu durum, ekseriyetle, buhranın kamu gelirleri üzerindeki etkilerine bağlı mali sıkıntılardan kaynaklanıyordu. Klasik liberaller serbest ticareti ve devletin ekonomiye asgari müdahalesini savunuyorlardı. Kamu talepleri artıp savunma konusunda bir şeyler yapmak zorunda kaldıklarında ise bu maliyetlerin nasıl karşılanacağına dair şiddetli tartışmalar yaşanıyordu. İşletmeleri ve girişimciliği cezalandırdığı için liberaller, doğrudan yapılan vergilendirmelerden hoşlanmazdı. Aynı itiraz gümrük vergilerini de içermekteydi. Liberaller, aynı şekilde, alkollü içeceklerdeki devlet tekellerine ve devlet piyangolarına yönelik tekliflerden de haz etmezlerdi, her ikisinin de ahlaki olmadığı düşünülürdü. Hatta Rusya'da tuz ve İtalya'da tahıl öğütücü (macinato) üzerinden alınan bunun gibi dolaylı vergilerin yoksul halk için zararlı olduğu düşünülürdü. Devletin demiryolu hatlarını tamamen ya da kısmen devralarak bu hatları yönetmesine yönelik teklifler (1880'lerin bir başka önemli tartışma konusuydu) de aynı ölçüde anlaşmazlık yaratan bir meseleydi. Birçok liberal, devraldığı her şeyde devletin müsrif ve verimsiz olacağını düşünüyordu. Bu şartlar altında, 1870'lerin sonuna gelindiğinde, klasik liberalizm her yerde başarısızlığa uğradı. Liberaller, o dönemde parlamentoyu epeyce meşgul eden mali konularda ortak bir cephe oluşturamıyorlardı. Bu yüzden, klasik liberallere içeriden, yani radikal liberalizm tarafından da giderek daha çok kafa tutuluyordu. Klasik liberallerin daha önce serbest tüccar, din adamı, güçlü bir merkezi devletin (iktisaden idare edilen bir şey olmasına rağmen) taraftarı, ve eğitimli bir ordunun destekçisi ve "sorumsuz" kitlelerin oy kullanmasını engelleyen oldukça kısıtlı bir imtiyazın
Sayfa 52·Kitabı okudu
1880’lerde Avrupa siyaseti
Dönüşümcülük: 1880’ler Siyaseti 1880'ler siyaseten oldukça karışık bir dönem, eski ile yeninin garip bir birleşimiydi. "Seçkinlerin çöküşü" ifadesi, çoğu ülke için, bu on yılı yeterince iyi anlatmaktadır. Siyaset yerel düzeyde birkaç önde gelenin ilgilendiği bir mesele olmaktan çıkmış, siyasi partiler ciddi bir biçimde örgütlenmeye ve artık eski usulle kontrol edilemeyecek kadar büyümüş kitlelerin oylarına talip olmaya başlamışlardı. Örneğin, bu on yıllık sürecin ilk yarısında, birçok ülke seçme ve seçilme hakkının kapsamını bir hayli genişletmişti. Bununla birlikte, çoğu zaman oldukça anlaşılmaz bir biçimde de olsa, örgütlü din de — en azından Protestan dünyasında — cemaatleri üzerindeki kontrolünü kaybetmeye başlamıştı. İngiltere'de kiliseye katılımlar 1882'den sonra düşmüş, Fransa'da ruhban sınıfı karşıtlığı serpilmişti, Nietzsche ise Tanrı'nın ölümünü ilan ederek Dostoyevski'yi yankılıyordu. Sosyalizm ve sendikalar, siyasi Katolisizm, antisemitizm, popülist muhafazakârlık ve azınlık milliyetçiliği gibi yeni siyasi erkler su yüzüne çıkmaya başlamıştı. Liberalizmin kendisi de karakter bakımından değişime uğramış, radikal liberaller işleyişin sorumluluğunu klasiklerden çok daha fazla üstlenir olmuştu. Kentleşmenin olağanüstü temposu tüm bu yaşananların arka planını oluşturmaktaydı. Yine de İrlanda ve Rusya gibi geri kalmış ülkelerde bile, kilise ve soyluların uyguladığı toplumsal denetimin zayıflaması bakımından, "Büyük Buhran"ın yarattığı toplumsal değişimlerin kendine özgü etkileri görülüyordu.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Güzel zamanlar; Altın standardı dönemi
Ama 19. yüzyılın sonunda "tüketim marjı" sadece ülkeleri ekonomik buhrandan çıkarmakla kalmayıp onları daha önce olmadığı kadar zenginleştirdi. Bu süreçte, belli aşamalarda ciddi düşüş anları olmasına rağmen para arzları dayandı. Faiz oranları düşük seviyede kalmaya devam etti: Oranlar genel olarak yüzde 3.5'un üstüne çıkmadı; banka ikrazları devam etti ve bankalar — 1878'te City of Glasgow Bank, 1881'de Union Générale, 1890'da Banca di Roma, 1890'da Barings Bank ve 1892’de French Panama Company gibi bazı büyük banka iflaslarına rağmen — genel olarak ayakta kalmayı başarıp buhrandan ders alarak 1895 itibarıyla tüm Avrupa'da durumlarını fazlasıyla iyileştirdiler. Bilhassa İngilizler geleceği düşünerek akıllıca bir strateji geliştirmişlerdi: Kötü zamanlarda daha fazla borç vermek ve sıkıntı yaşanan ülkelere borç para vermek için anavatandaki zenginleri kullanmak ("konjonktür karşıtı ikraz"). Dünyadaki (yaklaşık) 4.000.000.000 poundluk İngiliz yatırımı ile 2.000.000.000 poundluk Fransız yatırımı, uluslararası pazardaki yabancı ülkelere destek sağlayıp "uluslararası likidite"yi garanti altına aldı. Bu şartlar altında, "Büyük Buhran" da çoğu ülkede ticaretin çökmesiyle sonuçlanmadı. Bilakis, uluslararası ticaret 19. yüzyılın sonunda diğer her şeyden daha hızlı yayıldı. "Tüketim marjı", hem içeride hem uluslararası düzeyde, birçok ülkenin fazlasıyla artan zenginliğinde işlevini yerine getirdi. Peki, bu nasıl mümkün oldu? Bu soruya verilecek kabaca сеvap, harici kambiyo krizlerinin yaşanmamış olmasıdır: Yan ikrazların değeri yüksek faiz oranlarıyla korunmak zorunda değildi, ayrıca krizlere sadece nadiren panikle tepki veren ve böylece sistem içinde iflaslara nadiren sebep olan mevduat sahipleri için banka sistemine duyulan güven de genel olarak yeterince üst seviyede kalmaya
Sayfa 47·Kitabı okudu
19.yy’ın son krizleri ile B. buhran kıyaslaması, tekrar
19. yüzyılın sonunda, para arzı bir nebze de olsa banknotlar ile madeni paralara [daha geniş anlamıyla, İngiltere Bankasının “fiduciary issue”suna (Piyasaya sürülen karşılıksız para)] bağlıydı. Ancak gerçek para toplam para arzının, yani insanların ve işletmelerin mali kaynaklarının, çok küçük bir kısmını oluşturuyordu. Bunların, istediklerinde sadece çok küçük bir kısmının nakde dönüştürebildikleri banka hesapları para arzının özüydü ve hesap defterlerindeki birtakım rakamsal verilerden başka bir anlamı yoktu. Bunun dışında, bankalar kredi verebilirdi: Parayı insanlara borç olarak, yani hesap defterlerindeki başka birtakım rakamsal veriler olarak verip böylece para ya da harcama gücü sağlayabilirdi. "Tüketim marjı" korunacaksa, banka kredileri de fiyatların düşüşünden daha hızlı düşmemeliydi. 1930'larda para arzları neredeyse dünyanın her yerinde korkunç bir düzensizliğe girdi. Bankalar iflas etti; Birleşik Devletler'de 1932'de 5.000 ve 1931'de Almanya'da hükümet kararıyla 3.000 banka kapandı. Bundan sonra Almanya'da faiz oranları tekrar yükseldi ve 1931 yazında, borç alması mutlak şekilde engellenmiş insanların sayısı yüzde 20'nin üzerine çıktı. Öyle görünüyor ki Almanya'daki para arzı gerçekte meta fiyatlarının düştüğünden daha hızlı düşmüştü. "Tüketim marjı" yoktu. Dolayısıyla, Alman ekonomik krizi, Hitler iktidara gelene dek giderek daha kötü bir hâl aldı. Dünya ticareti üçte ikilik bir oranda düştü ve buna bağlı olarak istihdam da azaldı. Birçok Avrupa ülkesinde, özellikle doğuda ve Sovyetler Birliği'nde de, 1920'lerin huzursuz istikrarı bu süreçte siyasi kâbusa dönüştü.
Sayfa 47·Kitabı okudu
Reklam