Arda Uludağ

Arda Uludağ
@uldgarda
Serbest Piyasa Anarşisti
Liberalizm ve eğitim, 1870-1914
Liberalizm eğitimle daima ilgilenmiştir. 1880'lerde, ucuz inşaat işçisi emeği, düşük faiz oranları ve düşük maliyetli ders kitapları sayesinde o zamana kadar emsali görülmemiş sayıda okul inşa etmek mümkün hâle gelmişti. 1890'a gelindiğinde, İskoçya'da 8.000, Fransa'da 150.000 ve Kuzey İtalya'da 100.000 okul bulunmaktaydı. Ve bu okullar genellikle, klasik bir dış cephe ve detaylı hazırlanmış bölümlerle kızlarla erkekleri ayrı tutmaya yönelik inşa edilmişti. Bu ayrıştırmanın istisnası, okul çağındaki çok küçük yaştaki çocuklardı ve onlar için "karma kullanım içindir" yazılı ayrı bir merdiven bulunmaktaydı. Birçok ülkede eğitimin laikleşmesine yönelik baskının ardında genellikle, devletin kilise okullarının "seküler ve ahlaki öğrenim"e vakfedilmiş kurumlarla ikâmesine karar vermesiyle, bu alanda faaliyete geçmeyi dört gözle bekleyen hatırı sayılır bir oranda inşaat firmaları ile kreditörler vardı. "Seküler ve ahlaki öğrenim”e vakfedilmiş bu kurumlar ise 1880'lerin başında Fransız radikal liberallerinin, ilk Gladstone hükümeti döneminde İngiliz radikal liberallerinin ve Bismarck'ın 1870'lerdeki Katoliklere karşı yürüttüğü kültür mücadelesinin (Kulturkampf) liberal destekçilerinin önerdiği türdendi. Bu yaygınlaşmanın sonucu okuryazarlık oranındaki büyük artış oldu, daha sonrasında bu oran çoğu ülkede nüfusun neredeyse tamamına ve 1914 itibarıyla, Çarlık Rusya nüfusunun üçte ikisine ulaştı. Okullar ekseriyetle oldukça resmî ve disiplinli bir şekilde yönetilirdi; erkeklere soyadlarıyla hitap edilirken, kızlara da "Hanımefendi" ya da bazen erkeklere olduğu gibi sadece soyadlarıyla hitap edilirdi; okul kıyafetleri tekdüze ve ciddiydi, öğretim katı bir şekilde uygulanmalıydı; Avrupa'nın belli Protestan bölgeleri, bilhassa İskoçya ve Prusya, gerek normal gerekse teknik okulların
Sayfa 39·Kitabı okudu
Reklam
1880’ler ve matbuatın geniş çapta açılımı
1880'ler aynı zamanda matbuatın geniş ölçüde açılımına şahitlik etti. Kereste fiyatları düşmüştü. Baskı tekniklerinde de gelişmeler yaşanıyordu. Eğitimin daha fazla insana ulaşması büyüyen bir pazar yaratmıştı. Ehil pazarlamacılar reklamın önemini anlamaya başlamıştı. Meclis tartışmalarının ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesine ve uzmanların dinî konular hakkındaki mülahazalarına sıklıkla yer veren basın eskiden beri tumturaklı olmuştu. Ama Amerikalılar daha bayağı ve kolay anlaşılan bir basının tezahürüne yol açtı; diğer Avrupalılarla birlikte İngilizler de bu yolu takip edecekti. 1896'ya gelindiğinde, bu türdeki en meşhur İngiliz gazetesi Daily Mail fiyatını yarısına, yani yarım d'ye çekebiliyordu. 1914'te, Paris'te, bir memurun at arabası ya da troleybüste diğer memurlarla bir sıra hâlinde otururken okuyabileceği, tabloid ebattaki (44 cm x 30 cm) Le Petit Journal da dahil olmak üzere 70 günlük gazete vardı. Bu gazete Jules Verne'in eserlerini seri olarak yayımladı. Gazeteciler ekseriyetle varlıklı erkeklerdi. Avusturya'da 1873'te 590'ı Almanca olmak üzere, 35'i matematik ve bilimsel konulara, 22'si edebiyat ve tarih konularına ayrılmış 866 gazete ve süreli yayın vardı. 1891 yılına gelindiğinde, 1171'i Almanca olmak üzere, 103'ü bilimsel, 90'ı edebi sorulara ayrılmış bu türden yayın sayısı 1801'e ulaşmıştı. 1914 itibarıyla bu sayı 3.000'i bulacaktı. Eğitim geliştikçe insanlar da daha fazla mektup yazmaya başlamıştı. Posta sisteminin standartlaşması ülkelerin posta ve telgraf bakanlıklarını — bilhassa siyasi "çarklar"ın hedefi hâline gelecek atamalar konusunda — büyük şirketlere dönüştürdü. Ucuz postalamalar, karşılığında posta bürolarına kayda değer bir gelir sağlayan basını da geliştirdi. Avusturya'da 1877'de, elinde 263.000.000 ürün bulunduran 4.006 postane
Sayfa 38·Kitabı okudu
1880’ler Avrupa’sında perakende patlaması
Bu belle-époque orta sınıfın altında, şehirlerin, endüstrinin ve ticaretin gelişmesiyle giderek daha çok ihtiyaç duyulan mal ve hizmet tedarikçilerinden oluşan, gelişmekte olan daha düşük seviyeli bir orta sınıf vardı. Her yerde muazzam bir perakende satış patlaması yaşanıyordu. Kırsaldan şehirlere aralıksız devam eden göçten dolayı mağaza çalışanlarına ödenen ücret düşük kalırken, ucuz nakliyat büyük mağazalara farklı türden metaları toptan ihraç etme imkânı tanıdı, soğutma sistemleri de yiyeceklerin depolanmasına yardımcı oldu. 1880'lerde her başkentte çok departmanlı devasa mağazalar vardı: Paris'te Bon Marché ve Galeries Lafayette, Londra'da Harrods ve Whiteleys, Viyana'da Mariahilferstrasse üzerinde Herzmansky ve Gerngross, Berlin'de Tietz ve Kaufhaus des Westens ve hatta Moskova'da bile Kızıl Meydan üzerinde açılmış olan büyük Muir & Mirrielees. İçindekilerle birlikte film setlerini andıran bu mağazalar (otellerde olduğu gibi) muazzam ölçülerde inşa edilirdi; yüzyılın sonuna doğru Erewhon'u kaleme alan Samuel Butler bu romanında, ticari mübadelenin muhtelif salon müziği yapan orkestralar eşliğinde gerçekleştiği "müzik bankaları" fikrini geliştirdi. Bu gibi devasa mağazaların arka planındaki hesapların temelinde alım satım döngüsünün kapsamı genişlerse rekabetin azalacağı düşüncesi yatıyordu. Ancak bu devasa mağazalar olmasa da, şehirler büyüyüp giderek müreffehleştiğinden, perakendecilik gelişim kaydediyordu. Fransızlarda ilaç ve kişisel bakım ürünleri satan mağazaları artırma tutkusu baş göstermişti. Almanya'da, 1882-1895 yılları arasında, tütün fiyatlarının düşüp sigara kullanımının daha yaygın bir alışkanlığa dönüşmesine bağlı olarak tütün satıcılarının sayısı da yüzde 53.7 artmıştı. Rostock'ta 1875 yılı itibarıyla üç eczane bulunurken, yirmi yıl sonra bu sayı
Sayfa 37·Kitabı okudu
1880’lerde orta sınıf
Yine de 1880'ler, kendini orta sınıftan profesyonel biri olarak tanımlayabilen insanlar için on yıllık mükemmel bir dönemdi. 1870'te küçük çaplı, bölgesel bir gazete olan The North Echo’da gazetecilik yapan 21 yaşındaki W. T. Stead yılda 150 pound ya da kalifiye bir zanaatkârın kazandığının iki katını kazanabiliyordu. İki yıl sonra ise 250 pound kazanıyordu. İskoçya'da, bir okul müdürü 700 pound, yani üniversitedeki bir profesörden nispeten daha fazla kazanabiliyorken, asistan öğretmen de 81 poundluk kazançla üst seviyedeki işçilerden fazla gelir elde ediyordu. Darlington'da altı odalı bir evin 600 pound, bir şişe viskinin 2 pound, bir dönemlik okul ücretinin 1 guinea; Oxford'ta büyük bir evin 1500 pound ve en iyi Fransız lisesinin son sınıf (rhéto) yıllık öğretim ücretinin 450 frank (18 pound) olduğu bir dönemde orta sınıftan insanlar da rahatlıkla mal mülk satın alabiliyorlardı. Mimar Edward Lutyens 1897'de, 6840 pounda yani o dönemde makul bir orta sınıf gelirinin yedi yıllık toplamı bile olmayan bir meblağa satılacak "Fulbrook"u tasarlayıp Surrey'de inşa etti. Bilhassa Büyük Britanya'daki ama genel olarak tüm Kıta Avrupası'ndaki profesyonel orta sınıfın maddi gücü, yarım düzine hizmetkârlı büyük evlere, çocuklarını gönderdikleri özel okullara, dönemin en şaşaalı otellerinde yapılan müsrifçe tatillere rahatça yetiyordu, zira iş gücü çok ucuzdu. Bu durum üniversite hocaları için de geçerliydi. Ekonomist J. M. Keynes'in, Cambridge'teki bir üniversitede öğretim görevlisi olan babası, şehir merkezinden çok da uzak olmayan Bateman Street'te 1070 pounda büyük bir ev satın almıştı ki bu meblağ 1895'te, akademik bir bürokrat olarak yıllık kazancının üçte ikisine tekabül ediyordu. 1899'da eşiyle birlikte yaptıkları bir aylık tatil onlara 68 pounda mâl olmuştu. Ayrıca
Sayfa 36·Kitabı okudu
Büyük buhran avrupa’sında genişleyen şehirler
Bu şehirlerin daha varlıklı kesimleri bazen gerçekten de oldukça ihtişamlı olabilmekteydi. Övgüye değer bir şekilde planlanıp inşa edilmiş ve ne mutlu ki 1960'lara damgasını vuran kentsel yıkımın garipliklerine rağmen çoğunlukla ayakta kalan Leeds, Manchester ve bilhassa Glasgow'un batı yakasının Kıta Avrupası'nda da muadilleri bulunmaktaydı. Ancak bu şehirler, belki de devasa yapıların mimarinin ayırt edici özelliği olduğu Berlin hariç, çoğunlukla ihtişamlı olmaktan uzaktı. Ucuz ulaşım, bazı şehirlerin kendi banliyölerini orta sınıf gettoları olarak geliştirmesine, dayanıklı, müstakil ev talepleriyle İngilizlerin tartışmasız başı çektiği bir sanat biçiminin ortaya çıkmasına imkân tanıdı. İngiltere'de, "villalar" 1880'lere damgasını vurmuştu — muhtelif tarihî stillerde, dayanıklı bir şekilde inşa edilmiş bu yapılar daha sonra yerini, Ortaçağ'ın son sihirlerini fısıldayan bir "hol"ün yer aldığı kullanışsız alanlarıyla birlikte, daha ziyade kutuları andıran "bungalovlar"a bırakacaktı. Diğer ülkelerdeki orta sınıflar daha az açık fikirliydi. Örneğin, Fransa burjuvazisi kırsaldaki mülküne (villégiature) kaçabildiği sürece şehirdeki bir apartman dairesinde yaşamayı sorun etmemekteydi; tüm Kıta Avrupası'nda, bir kır evinin yanı sıra bir apartman dairesinin olması, İngilizlerin oteller ya da pansiyonlarda yapılan tatilleri de içine katan banliyö evlerine tercih ediliyordu. Genişleyen şehirler kendi yoksullarını da yaratmıştı ve bu durum 1880'ler boyunca orta sınıf bilincini giderek daha çok harekete geçirdi. Kırsaldan gelen göçmen kitleleri bir yerlerde barındırılmak zorundaydı ve tüm şehirlerde, kimi zaman bir odada yedi kişiye ev sahipliği yapabilen gecekondular baş gösterdi. 1880'lerdeki iskân istatistikleri akıl almazdır. Örneğin Glasgow'da, mektupların "Bridgegate, No.
Sayfa 35·Kitabı okudu
Reklam