Hububat o döneme dair en iyi ve açıklayıcı örnektir. 1860'lar ile 1870'lerde, Kuzey Amerika, Arjantin, Avustralya, Rusya ve sonrasında Romanya ve Macaristan'daki geniş düzlük alanlar kullanıma ve büyük ölçekli hububat ihracatına açıldı. Batı Avrupa'da piyasaya sürülen hububat miktarı 1850'lerde iki katına ulaşmıştı ve yüzyılın sonuna kadar da bu miktar beş katına çıkacaktı. Orta Amerika'yı Doğu Yakası limanlarına bağlayan demiryolu ulaşımı bu artışta büyük pay sahibidir. 1874'te Chicago'dan New York'a taşınan kile başına 33 sent olan maliyet, demiryolu ulaşımının yaygınlaşmasıyla, 1881'de 14 sente düştü. Yine aynı şekilde gemicilik de, bilhassa Parsons buhar türbinin kullanılmasıyla, kömürü daha verimli kullanma konusunda ilerleme kaydetti. Eskiden yelkenli gemiler büyük mürettebata ihtiyaç duyarlardı ve gemicilik şirketleri kimi zaman gemilere aşırı yükleme yaparak maliyeti düşürmeye çalışırdı (bu, 1870'lerde Plimsoll yükleme markalarının kullanılmasına neden olacak ölümcül bir uygulamaydı). Şimdi ise gemiler daha küçük mürettebata, daha az kömüre ihtiyaç duyuyor, buna mukabil maliyet de düşüyordu. 1874'te New York'tan Liverpool'a taşınan her bir kile hububatın maliyeti 20 sentken, 1881'de sadece 2 sentti. Nihayet (bir Fransız tarafından icat edilen ancak Amerikalı Birdseye tarafından geliştirilen) soğutmalı gemilerin kullanılmaya başlaması et ihracatını da mümkün kıldı. 1875'te Marsilya'dan Hong Kong'a bir tonluk mal ihracatı 200 franka mâl olurken, 1906'da bu rakam sadece 70 franktı; diğer bir deyişle böyle bir ihracatın maliyeti 1875'te kalifiye bir zanaatkârın yedi aylık maaşına denkken, 1906'da iki aylık maaşına denk düşüyordu. Hububat, tüm Avrupa ülkelerine, denizaşırı ülkelerden geliyordu. Hatta ithalatın düşük olduğu İtalya'da bile hububat ithalatı 1880'de