Dünyevi ve uhrevi hayatın iç içeliğinin bir diğer yansıması da mezarlıkların mahallelerin içinde yer almasıdır. Şair ne güzel ifade eder:
"Ahiret öyle yakın seyredilen manzarada / O kadar komşu ki dünyaya duvar yok arada" (Yahya Kemal).
Mimarinin, insanın çevresini biçimlendirme çabalarının ürünü olarak tanımlandığı dikkate alınırsa, Müslümanların şehir mimarisini iman ve tevhit tasavvurlarına göre ilmek ilmek dokuduklarını söyleyebiliriz. Bu bağlamda tevhidin simgesi olan mabetler/mescitler, şehre atılan imzalar olmuştur âdeta.
Huzurun bol kazanmakta, çok harcamakta, güzel yiyıp içmekte, iyi giyinip gezmekte değil bir davaya gönül vermekte, sevdası uğruna her çileye göğüs germekte, her zorluğa tahammül etmekte olduğunu sessiz sedasız anlatmakta.
Kerim Kitabımızdaki nice surelerin ve ayetlerin tecelligâhı, nice kıssaların zuhur yeridir. Kudüs'te Âl-i İbrahim'le kucaklaşır, Âl-i İmrân ile kaynaşırsınız. Hz. Meryem mihraptan gülümser size, Hz. İsa ve havariler ile son akşam yemeğinde buluşursunuz. Hz. Zekeriyya'nın duasına el açar, Hz. Yahya'nın kulluğuna hayran olursunuz. Nebi Musa ile çölde karşılaşır, Hızır'la yolculuğunun serencamını dinlersiniz. Hz. Dâvûd'un Zebur okuyuşuna kulak verir, Hz. Süleyman'la mabedin ihtişamını seyre dalarsınız. Hz. Yakup ile Yusuf'a gözyaşı döker, kavuştukları gün vuslatın sevincini yaşarsınız. Alemlere rahmet Yüce Resûlumüzün imametinde enbiya efendilerimizle saf tutar, onu sırtında taşıyan Burak'a imrenerek bakarsınız. Velhasıl Kudüs size sıla olur ve siz ezelden Kudüs'lü olduğunuzu anlarsınız.