Sırf kızdırmak için "Yanya değil anneanne, Iyonya," dediğimde normal zamanlarda göstermek ihtiyacı duymadığı milliyetçi damarı kabarır "doğru konuş terbiyesiz, Yanya özbeöz Türk toprağı!" derdi.
Ben bir şey düşünmezdim, bütün insanlar gibi yaşarken pek çok şeyi düşünme gereği duymuyordum. İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu. Hayat pek çok kişiye bu sebebi veriyordu aslında; tesadüf sandığımız karşılaşmalar, kaderin oyunu sandığımız olaylar hayatın GÖR deme biçimiydi. Ama çoğunluk görmezden gelmeyi tercih ediyordu, hayatın akıntısının içinde kaybolup gidiyordu ya da büyük bir kayaya çarpıp parçalanıyordu.
Anneannem en çok kendini severdi, bundan utanmazdı, gizlemezdi de. Bir salon dolusu misafirin önünde börek tabağına uzanırken "önce can, sonra canan hanımlar.. hiç kusura bakmayın," derdi gülerdi, herkes gülerdi.