Hayat, başkalarının hatalarını yüklenemeyecek kadar kısaydı. Herkes kendi hayatını yaşıyor ve bu hayatı yaşamanın bedelini ödüyordu. Acı olansa, insanın çoğu zaman tek bir hata için çok fazla bedel ödemek zorunda kalmasıydı. Aslına bakılırsa, insan tek bir hata için sürekli bedel ödeyip duruyordu. Kader, insanla olan alışverişinde alacak defterini hiçbir zaman kapatmıyordu.
İnsan, yeni ve farklı olana açık hale geldiğinde kırılma ve incinmeye de kendisini açmış oluyor. Ama bütün ümit verici başlangıçlar da o muhtemel kırılma halinde filizleniyor. Fikirde de böyle, insanda da. Sadece sevmek değil, bilmek de incinmeyi göze almaktır. Her şeyin uçup gittiği bir dünyada ebediyet aşkta ve güzellikte, iyilik ve adalette kendini gösterir. Onları gördüğünde fanilik uykusundan uyan. "Fazla yaklaşırsam yaralanırım." deme hiç. Bir yara ki seni sevgiye uyandırıyor, kıymetlidir.
Erich Fromm'un Sevme Sanatı'ndan ilhamla söylersek, "Çocuksu sevgi şöyle der, sevildiğim için seviliyorum. Olgun sevgi ise şöyle, sevdiğim için seviliyorum. Ham sevgi şöyle der, seni seviyorum zira sana ihtiyacım var. Olgun olan sevgi ise şöyle, sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum."
"Her zaman ne kötü bir sözdür! Duyunca tüylerim diken diken olur. Kadınlar bu kelimeyi kullanmaya bayılır. Yaşadıkları her aşkı sonsuza dek sürdürmeye çalışarak mahvederler. Kelime olarak da anlamsızdır. Gelip geçici bir hevesle ebedî bir tutku arasındaki tek fark hevesin biraz daha uzun sürmesidir."