Sınıfta ikiyüzden fazla talebe vardı. Herkesle kavga ediyordum; bunu kavga için değil kahramanlık davası İçin yapıyordum. Zaten talebede bu dava pek fazla ve en esaslı şeydir. Herkes kuvvetime boyun eğsin istiyordum. Galiba hâlâ Kan kalelerinin tesiri altında idim. Güreş ediyordum. Hattâ kisbet giyip zeytin yağ ile yağlanıp dahi güreşirdim. Mektep çok sıkı idi. Ama yine de böyle şeyler çok olurdu.
Bu mektepte bir tıb, bir de baytar talebesi vardı. Bunlar adeta iki düşman ordu gibi idiler. iki tarafın kabadayıları, ele başıları vardı. Bunlar birbirleriyle yumruk yumruğa, usturpa, parmağa geçirilen ve muşta denilen bir demir, adi demir parçası ve emsali ile döğüşür, birbirlerinin kafalarını yararlardı.
Bazen iki taraf otuz, kırk kişi kadar olup saf halinde muharebe ederdik. Ben epeyce insan döğdüm, beni de epeyce döğdüler. Bir defasında bir yumrukla burun kemiğimi kırıp ağzımdan burnumdan kan boşandırdılar. Böyle iki kişi döğüşürken diğerleri müdahale etmez sade seyrederlerdi. Tâ biri yıkılıncaya kadar. Adet böyle idi. Ben tıp talebesinin kumandanlarındandım. Sert ve dik inatçıydım. Döğüldüğüm halde de yine biraz sonra kavgaya çıkardım, onları sevk ve idare ederdim. O vakit henüz onyedi yaşlarındaydım. Fakat baytarlarda birkaç kişi vardı ki, yirmibeş yaşlarından fazla ve vücudça da iri yarı idiler. Bunların sayesinde ekseriya bize galebe ederlerdi. Şükür ki; mektebin intizam ve disiplini fena şeylere mutlak surette mani olurdu.