Mehmet Aytekin

Tıbbiyedeki en gerilimli hadise. Falaka cezasına karşı çıkanlar
Talebe umumiyetle dayağın aleyhinde idi. «Dayak insana değil, hayvana, hattâ ona bile değil» derlerdi. Biz tıbbiyeliler tıbbiyeli olmayı şeref bilir, bununla gurur duyardık. Kendimizi milletin en münevveri sayardık. Dayak gücümüze giderdi. Çocuklar yatmadılar. Bilâkis zabitlere ve neferlere hücûm ettiler. Diğer talebeler de hücum etti. Ortalık karıştı. Herkes birbirine girdi. Değnekleri kapışıp kırdılar; zabitlerden kaçamıyanları döğdüler. Bu esnada öyle müthiş bir ses koptu ki, ben dahi titremeye başladım. Bin kişi bir ağızdan ve gözleri dönmüş olduğu halde bağırıyorlardı. Kimi «Hadin mektepten çıkalım! Halkı isyan ettirelim! Bu istibdat nedir?..» kimi «Mektebin üstüne İngiliz bayrağı çeklim,» böyle türlü şeyler diyor, bağırıyorlardı. Herkes, gözler dönmüş, kendini kaybetmiş bir halde idi... Zihniyetimiz ne yanlıştı. Ne cahildik. İngiliz hürriyet hâmisi, zalimleri kahreder, milletlere hürriyet verir zannederdik. İngiliz bayrağı çekersek İngiliz gelip Abdülhamid’i indirir, Türklere hürriyet verir fikrinde idik. Bu zan bizde değil bütün millette hattâ bütün dünyada vardır. Harb-i umumî ile bu fikir bitti.
Sayfa 111 - (İstanbul: Altındağ Yayınevi, 1967), c. 1·Kitabı okuyor
Tarih
Reklam
Rahmi'nin umumhanede zaniyenin fercine işemesi hakkında:
Sınıfımızda zeki talebe olduğu gibi pek ahmaklar da vardı. Bunlardan biri Sivaslı Rahmi idi. Bir şeye aklı ermezdi. Rahminin arkadaşlarından bir Firavunu vardı. Daima ona sataşırdı. Adı İbrahim Toygar idi. Bir gece onun firavunu Rahmi'yi birkaç talebe ile umumhaneye götürmüş. «Kadına bu acemidir. Öğret!» demiş. Kadın Rahmi'yi odasına almış, birçok gayretle muamele olmuş; fakat Rahmi kadının fercine işemiş, yatak ıslanmış!.. Kadın tekme ile Rahmi'yi karyoladan devirmiş, Rahmi bağırmış ve ağlamış, firavunu ile arkadaşları koşmuşlar. Kadın olanı hikâye etmiş, Birçok gülmüşler. Rahmi: «Ne bileyim. Belim geliyor zannettim.» demiş. Mektebe geldiler. Bize anlattılar. Artık bu bize haftalarca eğlence oldu. Bu terbiyeye münafi hikâyeyi yazdım; çünkü görünüp işitilmemiş bir tıbbi müşahededir. Bu çocuk sonra doktor oldu. Halbuki bir kaz bile güdemezdi. Zavallı asker hastalar elinden neler çekmişlerdir?! Birkaç yıl sonra da delirip ölmüştür. İşte o zaman böyleleri de hekim yaparlardı...
(İstanbul: Altındağ Yayınevi, 1967), c. 1, s. 120-121.·Kitabı okuyor
Tarih
Toplumsal hayatın Rıza Nur üzerinde yarattığı tahribat hakkında:
Mektep hayatı insanın en saf ve pak zamanıdır. Hak için kükrerdim, haksızlıklara hücûm ederdim. Biri haksızlık ettimi ona diri ye ağır sözler söylerdim. Bunu mukaddes bir vazife bilirdim. Ve: «Hak mevzuubahis olunca akan sular durur ve durmalı zannederdim». Fakat maatteessüf iş hiç te öyle değilmiş... Mektepten çıkınca, hayata girince sosyal ve pratik hayatın ne çirkinlikler ile meşbû (dolu) olduğunu gördüm. Bu nice emekle hasıl ettiğim ahlâk ve pürüzsüz temiz âdetler ve faziletlerin bir kısmı kendiliğinden gitti, bir kısmını da bilerek ben terk etmeğe mecbur oldum.
Sayfa 105 - (İstanbul: Altındağ Yayınevi, 1967), c. 1·Kitabı okuyor
Tarih
1897, Osmanlı-Yunan Harbi neticesinde kendilerine madalya verilmesi:
Biz henüz tıbbiyeye geçince (1311 Rumî) İstanbul’da Ermeni vak’ası, bir müddet sonra Teselya Muharebesi oldu. Büyük bir alâka ve heyecan ile bütün talebe harbi takip ederdik. Herkese ve bize de harp madalyası verdiler. Benim zaten nişana hiç hevesim yoktu. Bunu âdi bir şey telâkki ederdim. Bundan, hem de bilhassa «Ben harbetmedim ki, ne hak ile takabilirim?» diye takmadım.
Sayfa 109 - (İstanbul: Altındağ Yayınevi, 1967), c. 1·Kitabı okuyor
Tarih
İçtimai hayata ve insana dair Rıza Nur'un mülahazaları:
...lüzumu derecesi kadar da süsü dahi sevmiyordum. İyi giyinenleri fahişeden telâkki ediyordum. Bunu züppelik buluyordum. Bu sebeple saçım uzuyordu. Ancak ayda, iki ayda bir defa tıraş oluyordum. Malâyâni (anlamsız, boş, saçma) sözler söylemediğim gibi böyle sözleri de dinlemiyordum. Söyleyene hakaret ediyordum. Halbuki hayatta bazen lâzımdır. Sa’y (çalışma) yorgunluğunu giderir bir ihtiyaçtır. Hayatımın bu son beş altı yılında anladım. Fikrimi saklamayı ayıp, riya, adilik biliyordum, bu sebeple derhal söyleyiveriyordum. Bu da hayatta ne büyük hatadır, insan bundan çok kaybeder. Gerçi iyi bir faziletse de hayat âdeta riyadan ibaret olduğundan fikrini saklayanlar kazanır. Bir de insanlardan ahlâksızlıkları sebebi ile müthiş bir surette iğreniyor, herkesden kaçıyordum. Ziyade Mizantrop olmuştum.
Sayfa 106 - (İstanbul: Altındağ Yayınevi, 1967), c. 1·Kitabı okuyor
Tarih
Reklam