Talebe umumiyetle dayağın aleyhinde idi. «Dayak insana değil, hayvana, hattâ ona bile değil» derlerdi. Biz tıbbiyeliler tıbbiyeli olmayı şeref bilir, bununla gurur duyardık. Kendimizi milletin en münevveri sayardık. Dayak gücümüze giderdi. Çocuklar yatmadılar. Bilâkis zabitlere ve neferlere hücûm ettiler. Diğer talebeler de hücum etti. Ortalık karıştı. Herkes birbirine girdi. Değnekleri kapışıp kırdılar; zabitlerden kaçamıyanları döğdüler. Bu esnada öyle müthiş bir ses koptu ki, ben dahi titremeye başladım. Bin kişi bir ağızdan ve gözleri dönmüş olduğu halde bağırıyorlardı. Kimi «Hadin mektepten çıkalım! Halkı isyan ettirelim! Bu istibdat nedir?..» kimi «Mektebin üstüne İngiliz bayrağı çeklim,» böyle türlü şeyler diyor, bağırıyorlardı. Herkes, gözler dönmüş, kendini kaybetmiş bir halde idi...
Zihniyetimiz ne yanlıştı. Ne cahildik. İngiliz hürriyet hâmisi, zalimleri kahreder, milletlere hürriyet verir zannederdik. İngiliz bayrağı çekersek İngiliz gelip Abdülhamid’i indirir, Türklere hürriyet verir fikrinde idik. Bu zan bizde değil bütün millette hattâ bütün dünyada vardır. Harb-i umumî ile bu fikir bitti.