Demek at bunun için geldi de kapısında durdu. Demek Tanrı böyle yazmış. Bu at, bu kız bana Tanrının, Ağrının armağanıdır. Buna layık olmak gerek. Gülbahar bir Ağrı çiçeği gibi keskin kokulu, kütür kütür sağlıklı, baş döndürücüydü.
Sayfa 42 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 34. baskı: İstanbul, Ocak 2014·Kitabı okudu
Ahmedin sarışın, kıvır kıvır altın sarısı pırıltılı sakalı uzundu, dalga dalgaydı. Kirpikleri, iri, duru mavi gözlerine bir ke derli özlemi katıyordu. Uzun boyluydu Ahmet. Saçları kıvır kıvır alnına dökülüyordu. Uzun ince yüzü yaralı bir karacanm acılı yüzünü anımsatıyordu. Bütün insanların kederi, özlemi, tutkusu gelmiş de bu yüze birikmiş.
Sayfa 32 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 34. baskı: İstanbul, Ocak 2014·Kitabı okudu
"Sofi, bu kimin türküsüdür?" diye sordu.
Sofi:
"Bu," dedi, "Ağrıdağının öfkesidir. Ağrı çok öfkelenmiş, sonra da atalar Ağrının bu öfkesine türkü yakmışlar.
Sayfa 27 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 34. baskı: İstanbul, Ocak 2014·Kitabı okudu
"Valla balam, doğrudur," diyordu. "Atı üç kere ben kendi elimlen aşağılara götürdüm, yola bıraktım. At üçünde de geldi. Ahmedin kapısında durdu. Bu at Ahmede yadigardır. Hak onu Ahmede göndermiştir. Ahmet atı kimseye veremez. Verirse olmaz. Bütün Ağrıdağı ölür, atı veremezler
Sayfa 27 - Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, 34. baskı: İstanbul, Ocak 2014·Kitabı okudu