Erzâde

İYİ İNSANLAR NEREDE? Herkeste bir arayış. Yolsuzluğa bulaşmamış siyasetçiler nerede? Rüşvet almayan bürokratlar, bunların yaptıklarını soruşturacak savcılar nerede? Orijinal bir fikri olan felsefeciler, intihal yapmayan akademisyenler, emek hırsızı olmayan hakemler, işini doğru düzgün yapan müteahhitler, bunları denetleyecek... vs... vs... Boşuna aramayın çünkü yoklar ya da bulunamayacak kadar azlar. Bu durumun bize toplum olarak çürüdüğümüzü ve iyi bir şey üretemeyecek duruma geldiğimizi gösterdiğini daha ne kadar saklayacağız? Bu bahçede nadiren güzel bir çiçek filizlenir, bu ağaçlar nadiren olgun meyveler verebilir. "Geçmişte bu bahçe şöyle güzeldi, böyle meyveleri vardı, ne güzel çiçekler açardı" demenin bir faydası var mı? "Bu bahçede gelecekte güzel çiçekler açacak ve olgun meyveler yeşerecek" diye umut etmek daha doğru bir tutum değil mi? Fakat en doğrusu bir şey yapmak, bu kirli ortama temiz su eklemek... Kendime biçtiğim vazife artık bu. O yüzden geleceğe bakıyorum ve yeni nesiller için yeni ülkeler ve şehirler kuruyorum. Yalan söylemeleri, rüşvet vermeleri, yolsuzluk yapmaları, haksızlık karşısında susmaları istendiğinde o ülkeleri, o şehirleri hatırlasınlar ve "Asla!" diyebilsinler diye. Adalete inanan hakimler, yalan söylemeyen siyasetçiler, milletin parasına namusu gibi sahip çıkan bürokratlar, kanundan başka bir güce boyun eğmeyen polisler, ülkeyi korumaktan başka ülküsü ve amacı olmayan askerler ve yüceliğin şarkısını söyleyecek sanatçılar için, hep birlikte omuz omza durup "Burası Türkiye burada eğri odunları bile düzeltiriz!" diyebilen bir halk için, böyle bir ülkenin ilk adımı için bir bardak su! Yeni bir roman... ENBA (Bu Sonbaharda) Rafet Elçi
Reklam
Sende Muhammedî olan ne var ki, benden Ebûbekir olmamı bekliyorsun. Şeref Akbaba
Ahlâk sözünü bu güne kadar pek sık işittim; ama ahlâk alanını hak ettiği mikyasa kavuşturmakla meşgul olana pek rastlamadım. Bunun sebebi kapitalist ruh durumunun her kültür katmanında yaygınlaşması ve o ruh durumuna sahip olmanın yadırganmayışıdır. İsmet Özel , 08 Nisan 2022
Resulullahla Benim Aramdaki Farklar
Onur Ünlü (Ah Muhsin Ünlü) ... Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı; ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu, derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı. Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi; o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü; fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız? Resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’; ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’ ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki: “anneciğim seni ben…” annem döndü, bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz. resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı; ben o bakışı gördüm, haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu. ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
Şiir
Göçebenin Gözünden Yerleşikler Şehirlerde yaşayanlar daha da imansız. Çünkü şehirlerde felaketin de nimetin de pek çok çehresi vardır. O yüksek binalar elmasların içindeki aynalar gibi suretleri çoğaltıyor sanki. Şehre iyilik geliyor; yüz çeşit tezahür doğuyor. Şehre bela geliyor; yüz çeşit tezahür daha doğuyor. Bu suretler sağanağında yolunu şaşırıyor aptallar, sokaklar birbirine karışıyor, her sokak başında bir ayna ve her aynada yeni bir put. Ne çok sebep var şehirde ve ne çok müsebbip! Allah'ın kelimelerini yazmaya nasıl ki denizler mürekkep olsa da kifayet etmezse, bunların tanrılarını saymaya da her suretin bin dili olsa takat getiremez.
Sayfa 104·Kitabı okudu