Türkiye düzenli bir askeri güçle, ABD’nin İran karşısında içine düştüğü kaosu toparlayabilecek tek ciddi seçenek olarak duruyor. ABD (özellikle de Trump ekibi), bölgede her gün değişen aşiret dengeleri veya "uydurma ulusçuluk" projeleri yerine, iktidarını konsolide etmiş ve ne yapacağı (sert de olsa) belli olan bir lideri tercih eder. İktidarını sürdüren bir Erdoğan; Trump’ın "Güç Santrali Günü" tehditleriyle bozduğu küresel enerji dengesini, Türkiye üzerinden kurulacak bir enerji koridoruyla dengeleme potansiyeline sahiptir. Trump için "Amerikan parasıyla savaşanlar" her zaman bir yüktür. Türkiye ise kendi milli gücüyle bölgede düzen kurduğunda, bu ABD için "maliyetsiz bir dengeleyicidir."
1000Kitap
"Devlet kurma becerisi olmayan, sadece aşiretleşmiş" yapıların, küresel bir gücün elinde nasıl bir "günah keçisine" dönüştüğünün en taze örneğini yaşıyoruz. Trump’ın "Kürtler sadece para aldıklarında savaşırlar" ve "Sadece almayı bilirler (Take, take, take)" şeklindeki ifadeleri, sadece bir hayal kırıklığı değil, bölgedeki Kürt yapıların Amerikan Kongresi’ndeki tarihsel "dokunulmazlık" zırhını delme girişimidir. Trump, Ocak ayındaki protestolarda İranlı sivillere (protestoculara) gönderilen silahların Kürt aracılar tarafından "çalındığını" iddia ederek, sahadaki başarısızlığına bir suç ortağı bulmuş oldu. 2016 ve 2019’daki (Zeytin Dalı/Afrin) süreç gibi; Trump, müttefik olarak tanımlanan grupları "paralı asker" seviyesine indirerek, onlara yapılacak bir saldırıya veya onları denklem dışı bırakacak bir Türkiye/İran hamlesine yeşil ışık yakıyor. Trump, İngilizlerin tarihsel olarak yaptığı gibi, sahadaki başarısızlıkları yerel "sadakatsizlikle" açıklıyor. Türkiye'nin 500 yıllık hamiliği bir "hukuk" ve "üst kimlik" oluştururken, ABD’nin sunduğu modelin sadece "ödeme yapıldığında savaşan" bir iş ilişkisine indirgenmesi, bölge sosyolojisinin (özellikle aşiretlerin ve İslamcı damarın) bu "uydurma ulusçu" projeleri neden reddettiğini açıklıyor. Trump’ın bu açıklamaları, sosyal medyada hızla yayılarak Kürt grupların uluslararası meşruiyetini saniyeler içinde zedeliyor. Aşiretler ve bu yapılar bu yüzyılı da "paralı aparat" olarak geçirirlerse, Trump gibi bir liderin tek bir "Truth Social" paylaşımıyla (veya yarın ilan ettiği "Güç Santrali Günü" ile) tüm kazanımlarını kaybetme riskiyle karşı karşıyalar. Trump gibi "öngörülemez" görünen ama aslında her şeyi bir "kar-zarar" tablosu üzerinden okuyan bir lider için, kurumsal hafızası olan ve oyun kurabilen bir liderle (Erdoğan)
Alıntı
Reklam
1. Dini Referansların Milliyetçiliğe Tahvili ​İslam dünyasında Arapça, ibadet ve vahiy dili olması hasebiyle her zaman kutsal bir yere sahipti. Ancak İngilizlerin desteklediği Arap milliyetçiliği (özellikle Şerif Hüseyin ve çevresinde gelişen akım), bu dilsel kutsallığı etnik bir üstünlüğe tahvil etti: ​"Peygamber Arap, Kitap Arapça" argümanı, dini bir gereklilikten ziyade siyasi bir imtiyaz gibi sunuldu. ​Cennet dilinin Arapça olacağı yönündeki (hadis kaynaklı veya geleneksel) inanışlar, Arap olmayan müslümanlara (Türkler, Persler, Berberiler) karşı manevi bir hiyerarşi kurmak için kullanıldı. ​2. "Asabiyet" Kavramının Geri Dönüşü ​İbn Haldun’un üzerinde durduğu "Asabiyet" (aşiret dayanışması/milliyetçilik) kavramı, İslam ile birlikte bir "ümmet" bilincine dönüşmüştü. İngiliz stratejistler, İslam öncesi dönemin kabilevi gururunu (Cahiliye asabiyetini) modern bir "ulusçuluk" maskesiyle geri getirdiler. ​Bu durum, Arapların kendilerini İslam’ın "asıl sahibi", diğer halkları ise "sonradan eklemlenmiş (mevali)" görmesine yol açan tehlikeli bir kibri tetikledi. ​3. Batı’nın "Arap Aristokrasisi" Yalanı ​İngiltere, bölgedeki aşiret liderlerine ve Şerif ailesine "Siz sadece bir kabile değilsiniz, sizler soylu bir ırksınız ve Türklerin boyunduruğu altında kalmamalısınız" fikrini işledi. ​Bu "üstünlük" hissi pekişince, Araplar için Osmanlı (Türk) otoritesi bir "koruyucu" değil, kendi hak ettikleri liderliği ellerinden alan bir "işgalci" gibi görünmeye başladı. ​4. Sonuç: Parçalanan Gönül Coğrafyası ​Bu üstünlük varsayımı, Arap olmayan Müslüman halklarda (özellikle Türklerde) derin bir kırgınlık ve "arkadan bıçaklanma" hissiyatı yarattı. ​Türklerde: "Biz sizi korumak için can verdik ama siz bizi sattınız" algısı, ​Araplarda: "Siz bizi sömürdünüz ve kimliğimizi
1000Kitap
Arapların bu ulusçuluk fikri üstün ırk olma varsayımlarına dayanıyordu. Kur'an'ın dilinden Cennet'te konuşulacak dile kadar her şeyin Arapça olması, üstünlük hislerini pekiştiriyordu.
1000Kitap
Eğer ulusçuluk bir "Batı uydurması" ise ve miadı doluyorsa; Kürtlerin, Arapların veya Türklerin geleceği, bu 200 yıllık parantezin dışına çıkabilme becerilerine bağlıdır. 500 yıllık hamilik, aslında ulusçuluk öncesi dönemin "birlikte yaşama" hukukuna dayanıyordu. ABD'nin bugün her şeyi "havaya uçurmaktan" bahsetmesi, aslında bu ulus-devlet tabanlı küresel sistemin entelektüel ve ahlaki iflasının, kaba kuvvete dönüşmüş halidir.
1000Kitap
Trump’ın NATO ve BM gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan "Küresel Matematik" düzeneklerini devre dışı bırakma çabası, aslında 200 yıllık Batı merkezli ulus-devlet ve ittifak modelinin tabutuna çakılan son çivi olabilir. Bu kurumların saf dışı kalması, dünyayı bir "düzen"den ziyade, "atomize olmuş güç odaklarının" çarpıştığı bir kaosa sürükler. ​Eğer Trump bu dengeyi tamamen bozarsa ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları şu başlıklarla analiz edebiliriz: ​1. "Orman Kanunu" ve Bölgesel Hamiliklerin Dönüşü ​NATO gibi bir güvenlik şemsiyesinin kalkması, Avrupa ve Ortadoğu'daki ülkeleri kendi başlarının çaresine bakmaya itecektir. Bu durum: ​Tarihsel Derinliğin Öne Çıkması: Kurumsal ittifaklar (NATO) çöktüğünde, geriye sadece 500 yıllık hamilik gibi köklü tarihsel bağlar kalır. Türkiye gibi devletleşme hafızası güçlü aktörler, kendi "arka bahçelerinde" (Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu) NATO'nun boşalttığı alanı doldurmak zorunda kalır. ​Nükleer Silahlanma Yarışı: Kolektif savunma (Madde 5) geçersizleştiğinde, her ulus-devlet hayatta kalmak için nükleer silahlara yönelerek küresel riski maksimize eder. ​2. Birleşmiş Milletler'in İflası ve "Vekalet Savaşları"nın Alenileşmesi ​BM'nin işlevsizleşmesi, uluslararası hukukun tamamen kağıt üzerinde kalması demektir. ​Trump’ın "Hadsizliği" Kural Olur: Trump’ın "Bir medeniyeti yokedeceğiz" diyerek savurduğu tehditler, herhangi bir uluslararası denetim mekanizması kalmadığında "meşru bir savaş yöntemi" haline gelir. ​Terörist Devlet Algısı: ABD'nin bu hoyratlığı onu dünyanın gözünde bir "düzen kurucu"dan ziyade, kendi çıkarları için her şeyi yakabilen bir "terörist devlet" statüsüne yaklaştırır. ​3. Kuantum Çağında "Dijital Orman" ​NATO ve BM gibi yapılar, fiziksel savaşları önlemenin yanı sıra siber ve dijital alanın da
Alıntı
Reklam
Reklam