Yurtseverler, içinde değişik diller konuşan, değişik dinsel inançları olan, ama geniş ve çağdaş bir yurdu kurma istemiyle bir araya gelmiş çok sayıda halkın bir arada yaşayacağı ve Batı'nın yücelttiği ilkelere, Doğulu ruhların incelikli bilgeliğini esinleyecek bir imparatorluğun hayallerini kuruyorlardı. Ulusçulara gelince, çoğunluğu oluşturan etnik grubun üyesiyseler salt egemenlik, azınlıktaysalar ayrılıkçılık düşleri kuruyorlardı; bugünün sefil Doğusu, onların yan yana gelen düşlerinden doğan canavardır işte.
Sayfa 141·Kitabı okudu
1000Kitap
1908'de 2 Meşrutiyet'in ilan edilmesi, Türk milliyetçiliğin gelişmesi bakımından elverişli bir ortam yaratmıştır. 1890-1908 arasında anayasal yönetim ve reform talepleri ile 2 abdülhamit'i tahttan indirme mücadelesi veren Jön Türk hareketi büyük ölçüde Avrupa kültüründen ve batı normlarından etkilenerek, Türk milliyetçiliği akımının Kesin ve sistematik bir biçimde formüle edilmesini sağlamıştır. İttihat ve Terakki Cemiyeti 1908'deki programında devletin resmi dilinin Türkçe olduğunun altını çizerken, eğitim kurumlarında Türk dilinin kullanılması yönünde bir karar almıştır. Türkçülük akımı Trablusgarp ve Balkan yenilgilerinden sonra Jön Türk hareketi içinde yer alan ve İttihat Terakki partisi Merkez kurulu üyesi olan Ziya Gökalp gibi düşünürlerin ve Enver Paşa gibi yöneticilerin etkisiyle turancılık biçimine dönüşmüştür. Devletin içinde yaşayan Türk olmayan halkların kendi milliyetçiliklerini açıkça ortaya koymaları, daha osmanlıcılık tam manasıyla ortadan kalkmadan aydınların turancılığa yönelmesine neden olmuştur. Türkçülüğün düşünce babası Ziya Gökalp osmanlıcılığa açıkça karşı çıkanlar arasından Yer almıştır. Gökalp 1913'te yazdığı Türkleşmek İslamlaşmak Muasırlaşmak adlı çalışmasında osmanlıcılığın yerine Türk İslam Batı sentezi önermiştir. Dilde, dinde, ekonomide ve vatanda Türkleşmeyi öne çıkaran gökalp'e göre, zaman ulusçuluk zamanıdır ve dünyanın doğusu da batısı da açık bir biçimde göstermektedir ki, içinde yaşadıkları çağ millet çağıdır. gökalp'e göre çağın vicdanları üzerinde en etkili güç ise Milliyet idealidir.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
"Sorun, Atatürk'ün Yapay ürün Türk ulusu sorunu"
Udo Steinbach: Alman Dışişleri Bakanlığı'nın finanse ettiği Alman Doğu Enstitüsü Müdürü. Bu bilgi­lerden sonra gelin bu "karanlık ruhlu" ajanın 15 Eylül 1998 günü Katolik Kilisesi'ne bağlı Lingen Akademisi'nin çağrısı üzerine verdiği "İslam'ın Avrupa için önemi" konferansında söylediklerini okuyalım: "...Sorun, Atatürk'ün bir paşa fer­manıyla yarattığı yapay ürün Türk devleti ve Türk ulu­sudur. Sorun, Kemalizm ve Kemalizm'in ulusçuluk ve laiklik ilkeleridir. Sorun, uyduruk, zorlama ve yapay Türk ulusudur. Böyle bir ulus yoktur!.. Olmadığını, Tür­kiye'de yaşanan Kürt-Türk, Müslüman-laik, Alevi-devlet çatışmalarında görmekteyiz. Bu uyduruk ulusu Atatürk nasıl kurdu?.. Önce Ermenileri yok ettiler. Sonra da Rumları. Kürtleri şu güne kadar neden yok etmediler, bilinemez..."
Türk ulusunun tarihi gerçekten çok uzun, acı, tatlı, onurlu olaylardan oluşan büyük bir tarih kitabıdır. Türklerin milliyetçiliği nedir? Türk ulusçuluğu mekteplerde öğretilen bir ulusçuluk mu yoksa bizzat yaşanan olaylarla, felaketlerle, kıvançlarla mı elde edilen bir ulusçuluktur? Bunun cevabını vermek gerekiyor."
Sayfa 34
T. Bacınoğlu: Türkiye'de Al­man Vakıflarının Marifetleri!
Almanya kökenli vakıflar, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni dıştan ve içeriden kuşatmaya alma çabasın­da. Ankara ve istanbul'da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Bi­rinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm'in iflas ettiğini ve soru­ nun geçici bir hükümet sorunu değil, 'yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalı­şan Türk devleti' olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- 'Toplumun de­ğişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çö­züm üretmeye alıştırmak' ve buna paralel olarak 'Kürtçü gruplar' ile Almanya arasında köprü kurmak. B- 'Toplumun değişik katmanları ile siyasal İslamcıları biraraya getir­mek' ve buna paralel olarak 'İslamcılar' ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- 'Alevilerin aşırı İslama karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak.' İkinci maddedeki etkinlikler, 'Türkiye'de yerel yönetim­lere işlerlik kazandırmak' amacıyla, Almanya'da adı var, kendi yok 'federal sistem'i Türkiye'ye tanıtmayı hedefler. FDP'nin Friedrich Naumann Vakfı 'federalizmi tanıtma' ça­balarını genelde Batı Anadolu'da yürütürken, Yeşiller'in Hein­rich Böll Vakfı 'federal yönetimin nimetleri'ni Doğu Anado­lu konusunda gündeme getirmektedir. Vakıfların tek merkezden yönetildiğine, birbirleriyle ol­dukça karışık ilişkiler içinde oldukları üzerine bir örnek vere­lim. Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye şefi, Alman ordusu kökenli Dr. Wulf Schönbohm, vakfın aylık dergisinin Ağus­tos 1997 sayısında, sekiz yıllık eğitim reformuna 'Türk ordu­sunun İslam düşmanlığı' derken Türkiye Cumhuriyeti'ni de, **'kuruluşundan günümüze İslamın inanç esaslarını
1789'da Fransızların yalnızca yansı Fransızca konuşuyorlardı ve yalnızca %12 - 13'lük bir bölümü Fransızca'yı doğru olarak konuşabiliyordu; geri kalanlarsa farklı diller (patois) konuşuyorlardı. Italyan birliğinin kurulduğu 1860'ta nüfusun sadece %2,5'i Italyanca'yı günlük ihtiyaçlarında kullanıyordu; hatta önde gelen milliyetçi liderlerden bir kısmı ulusal dili akıcı bir biçimde konuşamıyorlardı. 6 Kürtlerin durumunda ise, ulusçuluk çağından uzun bir zaman önce bile kültürleri nesnel olarak oldukça farklı olan aşiretler arasında ortak bir kimlik duygusunun varlığına şahit olmak oldukça ilginçtir.
Reklam
Reklam