Dünyaya gelen ilk insanın geceyle karşılaşmasını hiç düşündünüz mü? Bugün hepimizin heyecanla beklediği ve geldiğinde mutlu olduğumuz gece, ilk insanın dünyasında nasıl bir duyguya sebep olacaktır? Defalarca tekrarlandığı için gecenin ardında güneşli bir günün beklediğinden emin olduğumuz için gecenin tadını çıkarmıyor muyuz? Geceden sonra gündüzün geldiğini henüz deneyimlememiş olan ilk insan için, bu karanlık bitimsiz bir karanlık değil midir? Onun için aydınlık, gecenin gelişiyle sonsuza dek yitirilmiş değil midir?
Rabbimizin bizimle olan birlikteliğinin farkına varır, O’ndan başka şeylerden medet ummaktan vazgeçersek, kapalı kapılar bizim için de ardına kadar açılır, geçilmez yollar bizim için de birer geçit durumuna gelir. Rabbimiz hep bizimle beraberdir ancak dara düşmek bu birlikteliği hissetmenin önündeki engelleri kaldıran sihirli bir iksirdir.
Yaşadığımız kederlerin bize hükmedişinden kurtulabilmenin ve özgür bir biçimde onları kullanmanın ilk adımı duygu ve düşüncelerimizi dışarıdan seyretmeyi öğretmektir. İkinci adım ise “ben, içinde bulunduğum düşüncenin esiri değilim, o benim esirim” diyebilmektir.