Birdenbire kalbi büyük bir heyecanla çarptı, karşısından Vehbi Bey geliyordu. O olaydan sonra onu hiç görmemişti. Birden bu adam hakkında duyduğu nefret ve düşmanlık köpürdü, ikisi de yaklaştıkça birbirine mağlup olmak istemeyerek gözlerini indirmiyorlar, biri alaycı gülümsemeyle, öteki kinden tutuşmuş gözleriyle bakışıyorlardı. Ahmet Cemil o alay gülücüğünü gördü, bundan tahammül edilmeyecek bir acı hissetti, bun karşılık vermek için zorlayıcı bir arzu duydu, buna mağlup olmamak, evet, her şeye mağlup olmak, yalnız buna mağlup olmamak... O zaman yönünü değiştirerek geçmek lazım gelirken o alevli gözleriyle doğrudan doğruya Vehbi bey'in önüne yürüdü. Onun birden o gülümsemesi uçtu, yan tarafa bir adım atmak istedi. Fakat artık vakit kalmamıştı. Tam karşı karşıya gelmiş bulundular, Ahmet Cemil onun şimdi sararan çehresine, "Bana mı gülüyordunuz?" sorusunu fırlattı, sonra cevabını beklemeksizin, ona bir kelime söylemek zamanını bırakmaksızın çevrildi, kolunu açabilmek ne kadar mümkünse o kadar açtı, hayatında yıkılmış olan neler varsa hepsinin birden toplanan ümitsizliğiyle dolu olan bu el, şimşek gibi gürültüyle çakan bir tokatla Vehbi Bey'in yüzüne çarptı.
Evet, bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu, o yalnız bir şey için çalışmakta devama kuvvet bulabiliyordu, şimdi o şey, Lamia da elinden gidiyordu. Bundan sonra kimin için çalışmak? Nasıl bir ümide hayatını adayacak?
Lamia'nın son kayıtsız, umursamaz bakışı olmasaydı bu dakikada hepsini itiraf edecekti. "Ben fakirim, fakat bekleyiniz!" diyecekti. Lâkin bu son bakış ona şimdiye kadar aldandığını, beş dakika evvel güçlü bir sevgi delilleri hükmünde olan bütün o hatıraların manasız şeyler olduğunu, bu aşkı yalnız kendisinin icat ettiğini ve süslediğini anlatmıştı.
Artık onu görmemek için oturdu. Şimdi, şu bir saniyeden sonra Lamia'ya bir düşmanlık hissediyordu. Biraz evvel onu gülüyor görmekten tahammül edilemez bir işkence duymuştu. Eğer Lamia bu küçük bakış içinde ona bir teselli manası göndermiş olsaydı hepsini unutacak, yalnız o bakışın hatırasını bütün kırılan aşkının bir yadigârı gibi hayatının sonuna kadar saklayacak, ruhunun içine sararak bu yadigârı hayatının biricik saadet nasibi hükmünde besleyecekti, fakat bu öyle bir bakıştı ki hiçbir şey ifade etmemekle beraber Ahmet Cemil'in bütün hülyasının bir yalan olduğuna şüphe edilmeyecek bir açıklıkta doğrulamıştı. Demek Lamia ile onun arasında hatta bir ahbaplık kalıntısı, bir mazi hatırası bile kalmayacak? Demek aralarında her şey bitmişti?
Sanki hülyalarının şu çöküşüyle aşkı arasına mâni, bir set koymak, kalbinin şu karışık tufanından o emel çiçeğine bir damlanın bile sıçramasına imkân bırakmamak istiyordu.