Bölüm I- Arayış
Hava fazlasıyla nemli ve sıcak. Bir yandan bunaltıcı bir yağmur yağıyor. Etrafımdaki ağaçların da etkisiyle hafiften zehirli bir sisin içerisindeyim. Güneşi katiyen göremiyorum. Bazen ağaçların yaprakları seyrekleşiyor. Şöyle bir kafamı kaldırıp bakıyorum. Yine de göremiyorum. Güneşin varlığını, etrafın aydınlanmış olmasından hissedebiliyorum. Ama bu kasvetin ortasında onu görmek mümkün değil.
Öyle ki; fani ellerimle kasvetli havayı yok edemiyorsam, yürümekten başka çarem de kalmıyor. Mecbur yürümeye devam ediyorum. Her açıklıkta bir umutla gözlerimi semaya çeviriyorum. Güneşi görmek, sıcaklığını hissetmek istiyorum. Sanki bin yıldır kasvetli bir öğle üstünde hapsedilmiş gibiyim…
Ormanın içerisinde bir patikaya giriyorum. Yukarı doğru çıkan bir patika. İçimden bir ses “çıkma bu patikayı” diyor. Kim diyor? Neden böyle söylüyor, bilmiyorum. Başka yol kalmadı ki. Buradan çıkmak zorundayım. “Dön” diyor. Dönemem, diyorum. Dönemem, bu kadar yolu dönmek için yürümedim. Bari güneşi göreyim…
Patikadan çıktım. Bir tepeyi aştım. Şimdi yüksek ve açıklık bir noktadan kasvetli gökyüzünün altında ezilmiş, çoraklaşmış bir vadiye doğru bakıyorum. Vadinin ortasında kurumamak için bir gayret akan dereyi görüyorum. Mavi suları uzaktan son derece ürkütücü görünüyor. Varmak istediğim noktanın önünde doğal bir set; “Nasıl geçeceğim?”
Aşağı doğru ayaklarımın altından kayan toprağa rağmen düşmeden inmeyi başarabiliyorum. Akan suyun derinliği belki yarım metre bile değil. Zaten yer yer suyun üstüne çıkmış kayalar da işimi kolaylaştıracak gibi duruyor. Islanmadan karşıya geçmek; ne büyük başarı…
İlerisi için yapacağım hamleleri düşünmek ve biraz da olsun soluklanmak için; ha bir de belki bu süre de kasvetli hava açılır ümidiyle yassı bir taşın üzerine oturuyorum.
Nasıl